Namaz saatleri


http://gadget.turktakvim.com/

Reklamlar
Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Akrabayı ziyaret ve sıla-i rahim


AKRABAYI ZİYARET VE SILA-İ RAHİM

Sıla-i rahim; gerek kan gerekse evlilik yoluyla oluşan yakın ve uzak akrabalara, hısımlara, yakınlara iyilikte ve yardımda bulunma, onlarla ilgilenme, hal ve hatır sorma, dertleriyle dertlenme, akrabalık bağlarını güçlendirip, koruma şeklinde tanımlanabilir.

Rabbimiz sıla-i rahim yapmamızı Kur’an-ı Kerim’de bizzat bizden istemektedir:

“Adını anıp kendisini vesile ederek birbirimizden dilekte bulunduğumuz Allah’a saygısızlık etmekten ve akrabalık  bağlarını koparmaktan sakınırız.” (Nisa, 4/1)

Çeşitli hadislerde de Peygamber Efendimiz akraba ziyaretini tavsiye etmiştir:

“Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse akrabasını görüp gözetsin.”

“Her kim rızkının bol olmasını ve ecelinin gecikmesini istiyorsa akrabasını görüp gözetsin.”

“Akrabalık bağlarını kesip koparan kimse Cennet’e giremez.”

Gerçekten sıla-i rahim, akrabalar arasındaki sevgi bağlarını güçlendirir. Muhabbeti artırır, insanlar arasındaki dargınlıkları ortadan kaldırır. Birbirlerine bağlılığı artırır. İnsanları yalnızlıktan, içine kapanmaktan korur. Maddi ve manevi sıkıntılara beraberce çözüm bulunur. Böylelikle hem kendisi ile hem de toplumla barışık, kendine ve çevresine güveni artmış bir insan ortaya çıkmış olur.

Sıla-i rahimde akrabalara, yakınlara iyilik yapılır. Zor günde olanın, yardıma muhtaç bulunanın ihtiyacı görülür ve mümkün olduğunca giderilir.

Şu var kisıla-i rahimde ihmal etmememiz gerekli olan insanlar öncelikle anne ve babamızdır. Onlar, bizim hayat vesilemizdir. Onlarla ilgilenmek, ihtiyaçlarını gidermek ve rızalarını kazanmak bizim için bir vazifedir. 

Akrabalarımıza ve yakınlarımıza karşı güler yüzlü ve tatlı sözlü olmalıyız. Onlarla her karşılaştığımızda selâm vermeli, hal ve hatırlarını sormalı ve iyi dileklerde bulunmalıyız.

Onları orada ziyaret etmeli, mümkünse hediye götürmelidir. Ziyaret edemediğimiz durumlarda da telefon ve e-mail gibi imkânları kullanmalı, başkalarıyla selam yollamalıyız.

Sıla-i rahimde bizimle akrabalık bağlarını koparan yakınlarımıza öncelik vermeliyiz. Şu hadis bu hakikati ifade etmektedir:

“İyiliğe benzeri ile karşılık veren kişi, tam anlamıyla akrabasını görüp gözetmiş olmaz. Hakiki sıla, kişinin kendisi ile ilgiyi kesenleri görüp gözetmesidir.”

Bilelim ki akrabalarımızı ziyaret etmezsek bizi de arayan soranlar azalacaktır.

Yapılan araştırmalar akraba ziyaretinin sık yapıldığı çevrelerde aile bağları daha güçlü olmakta; bu da daha çok mutluluk, huzur ve güven vermektedir. Yine akrabalarınca ziyaret edilen yaşlıların bunamaya yakalanma risklerinin azaldığı, depresyon ve diğer psikolojik bozukluklara daha dayanıklı hale geldiğini göstermiştir. Sıla-i rahimin sağlıklı sosyal ilişkiler, ruh ve beden sağlığı üzerinde olumlu etkileri vardır. Yani kişileri sosyalleştirmekte, acımasız dünyada yalnız olmadığını hissettirerek kendine ve çevreye güvenini artırmakta, daha mutlu ve huzurlu olmasını sağlamaktadır.

Günümüzde akrabalar yurdun hatta dünyanın dört bir yanına dağılmış durumdadırlar. Hayatta olan bitenleri, sevinç ve üzüntülerimizi onlarla paylaşmalıyız. Yakınlarımızla aramızdaki bağı koruduğumuz sürece kendimizi daha iyi hissederiz. Onlarla ayrı mahalle ve şehirde olmak, uzak yerde yaşamak uzaklaşmak anlamına gelmemelidir.

Çocuklar ve sıla-i rahim

Çocukların gözü önünde ebeveynlere ve akrabalara saygı ve bağlılık göstermekle, özellikle onların yaşlılık dönemlerinde ikramlarda bulunmakla iyi örnek olunur. Çocuk ailesinin genişliğini, birbirine düşkün olduğunu kavrar, kendine ve ailesine güveni artar. Ayrıca kendileri de yaşlandıklarında benzer ilgiyi görürler.

Yine akrabalara yapılan ziyarette çocuklar da kuzenleriyle sevgi dolu ve samimi arkadaşlık kurmuş olurlar. Vakitlerini bilgisayar ve televizyon karşısında değil de oynayarak, gezerek, sohbet ve muhabbet ederek geçirirler. Böylelikle sosyalleşir; depresyon, sosyal kaygı, güvensizlik, çekingenlik gibi rahatsızlıklara karşı korunurlar.

Sefa Saygılı

30 Nisan 2016

 sefasaygili@hotmail.com

not:akit gazetesinde alınmıştır

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Sizden olan Yöneticilerinize itaat ediniz.


Selamun Aleyküm
Sizden olan Yöneticilerinize itaat ediniz.Müslüman olan insanlar müslüman olan yöneticilerinin islama aykırı olmayan işlerde onlara itaat etmeleri gerekir.Müslümanların çoğunlukta olmayıp azınlıkta olduğu ve başka dinlere mensup veya dinsiz yönetimlerin altında bulunanlar islama aykırı olmayan işlerde yine itaat ederler, islam’ a aykırı ve zulüm altındalarsa kendilerine zulmediliyorsa itaat etmeye mecbur değillerdir.itaatet

“ULU’L-EMR-Emir sahipleri.

Ulu’l-emr kavramı, Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygamber’e de itaat edin, sizden olan ulu’l-emre de. Sonra bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, hemen onu Allah’a ve Rasûlüne arzedin, Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanan kimselerdenseniz…” (en-Nisa, 4/59) anlamındaki âyette geçer. Ayette geçen “ulu’lemr” (emir sahipleri)’nin kimleri kasteddiği konusunda görüş birliği yoktur. Sahabe ve tabiun ile müfessirlerin bu konudaki görüşleri beş maddede toplanabilir:

a) Ulu’l-emr, raşid halifelerdir.

b) Ulu’l-emr, ordu komutanlarıdır.

c) Ulu’l-emr, şer’i hükümler konusunda fetva veren müctehid bilginlerdir.

d) Ulu’l-emr, ehl-i hall ve’l-akd denilen müctehid bilginlerin icmalarıdır.

e) Ulu’l-emr, imamlar, fazıl ve adil fakihlerdir.

Ehl-i sünnet bilginleri, âyetteki ulu’l-emri yöneticiler olarak yorumlarken buradaki itaatı da tanımlayıp sınırlandırmışlardır. İlke olarak, yöneticilere itaat farzdır. Fakat yöneticiden Allah’a isyan anlamına gelecek bir emir çıkması durumunda, müminlerden itaat yükümlülüğü düşer. Buna karşılık aynı yöneticinin Kur’an ve Sünnet’e uygun emirlerine uyulması gerekir. Fısk işlemesi halinde yöneticinin velayet yetkisi düşer. Eğer görevden alınması mümkünse, görevden alınmalıdır. Ama, mümkün değilse, toplum düzeninin bozulmaması için, zorla görevden almaya, isyan etmeye kalkışılmamalıdır.

Ahmet ÖZALP  ” Ahmet özalp açıklaması bu şekilde

Kuranı Keirmde geçen Ülü’l Emr ifadesini Hamdi Yazır’ın açıklaması:

“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sizden olan emir sahibine de itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.” (Nisa Suresi, 59)

Ey iman edenler! Allah’a itaat ediniz ve Allah’ın elçisine (Hz. Muhammede) itaat ediniz. Sizden olan emir sahibine (idarecilere) de itaat ediniz. Dikkat etmek gerekir ki Allah ve Resulü hakkında “İtaat ediniz” diye mutlak itaat açıkça söylendiği halde, emir sahipleri (idareciler) hakkında “Ülü’l emre itaat ediniz” buyurulmayıp bunlara itaat etmek Peygambere itaata atfedilmiş ve yalnız Peygambere itaat etmeye tabi olarak emredilmiş ve bu şekilde tabi olma altında itaat etmenin hem aynı kuvvetle kayıtsız olarak gerektiği gösterilmiş, hem de isyan edilen şeyler de bu hükmün dışında bırakılmıştır. “Allah’a isyan hususunda hiç bir mahlukata itaat edilmez”. Aynı şekilde “İyi ve faydalı şeylerde itaat edilir.” hadis-i şerifleri de bunu açıklıyor. Şu halde amirin her emri, memuru sorumluluktan kurtarmaya yetmez. Diyelim ki, bir memur amirinin emri ile rüşvet alsa veya hırsızlık yapsa sorumluluktan kurtulamaz. Bu mefhum, amirin kanuna aykırı olan emri memuru sorumluluktan kurtarmaz, diye de ifade olunur.

Dikkate değer kayıtlardan birisi de müminlere hitap edilerek “sizden” kaydıdır ki, mânâsı apaçıktır. Müminlerden olmayan idarecilere itaat etmek dinen vacib kılınmamıştır. Bu hususta itaat değil, varsa bir anlaşmaya riâyet etmek söz konusu olacaktır. Fakat itaat etmenin vacib olmamasından mutlaka isyan etmenin gerekli olduğunu anlamaya kalkışmamalıdır. İtaatin vacib olmaması, isyan etmenin vacib olmasını gerektirmeyeceğinden itaat mecburiyetinde bulunmamakla, isyan mecburiyetinde bulunmak arasında fark vardır. İsyan hakkı başka, isyan etme vazifesi yine başkadır.

Bundan dolayı buradan mümin olmayan bir çevrede (ortamda) bulunan müminlerin şuna buna karşı isyancı ve ihtilalci bir durumda kabul edilmemeleri ve belki müminlerin her nerede bulunurlarsa bulunsunlar Allah’a ve Resulüne karşı itaatsizlikten sakınmak ve aynı zamanda kendilerinden olan idarecilere itaat etmeleri ve tağutlara boyun eğmemelerinin gerekli olduğunu anlamak gerekir. Bu bakımdan Taberî tefsirinde de zikredildiği gibi şu hadisler ne kadar önemlidir: İbnü Zeydin babasından rivâyet ettiği üzere Peygamber (s.a.v.) Efendimiz buyurmuştur ki: “İtaat, itaat, itaatte imtihan da vardır. Fakat Allah dilemiş olsaydı emretmeyi hep peygamberlere verirdi.” Yani peygamberler mevcut iken bile hükümdarlara emretmeyi nasib etmiştir. Ve nitekim Yahya aleyhisselâmın öldürülmesine bile hükmetmişlerdir. Aynı şekilde Ebu Hüreyre’den rivayet olunduğu üzere Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurmuştur: “Benden sonra size bir takım valiler valilik edecek iyi iyiliği ile velâyet edecek, günahkar da günah işlemekle velâyet edecek; hakka uygun olan her konuda bunları dinleyin ve itaat edin ve arkalarında namaz kılın, iyilik yaparlarsa hem sizin, hem onların lehinedir. Kötülük yaparlarsa sizin lehinize (menfaatinize), onların zararınadır.” Aynı şekilde Abdullah b. Ömer hazretlerinden rivâyet olunduğu üzere Hz. Peygamber buyurmuştur ki: “Müslüman olan kişinin itaat etmesi onun vecibesidir, hoşlandığında da hoşlanmadığında da. Ancak günah işlemesi emredilmiş olursa başka. Günah işlemeyi emredene itaat yok.” Şuara sûresinde: “O aşırıların emrine uymayın. Onlar yeryüzünde bozgunculuk yaparlar, ıslah etmezler.” (Şuarâ, 26/151-152) âyeti de bu hususu apaçık ifade ediyor. Ebu’s-Suûd, tefsirinde bütün bunları şu şekilde özetlemiştir. Ayette geçen “sizden olan ülü’l emr”den maksat raşid halifeler ve onlara uyan ve doğru hareket eden hakkı emreden idareciler ve adil davranan valilerdir. Zâlim idarecilere gelince, bunlar Allah’a ve Hz. Peygambere atf ile kendilerine itaat etmenin vacib olmasını hak etmekten uzaktırlar .

Âyette “ümera” buyurulmayıp “ülü’l emr” buyurulması dikkate değer bir husustur. Bu mânâ, amirleri ve hakimleri kapsamaktan başka gerçek anlamıyla (emir vermeye) sahip olmak ve işlerde başvurulacak kimse olmak mânâsını da içine alır. Buna göre sahabe ve tabiinden ilk müfessirler bu konuda bir kaç mânâ nakletmişlerdir:

1- Raşid halifeler,

2- Âyetin iniş sebebine göre küçük müfreze komutanları.

3- “Halbuki onu peygambere ve aralarında yetkili kişilere gösterselerdi, içlerinden işin içyüzünü araştırıp çıkaranlar, onun ne olduğunu (haberin neye delalet ettiğini) bilirlerdi.” (Nisâ, 4/83) âyetinin işaretiyle âyetlerden hüküm çıkarma gücüne sahip olan âlim ve fakihler olduğu zikredilmiş ve bununla emrin yalnız askerî ve sivil idarecilere ait olmayıp daha fazla kazaî (hüküm verme) ve teşriî (kanun yapma ile ilgili) yöne ait bulunduğu da gösterilmiştir. Bundan dolayı Ebû Bekr er-Râzî’nin de hatırlattığı şekilde gerek âyetin beyan uslubuna ve gerekse rivâyetlerin tamamına göre meseleyi daha geniş bir şekilde düşünmek gerekir. Bunun için Fahreddin er-Râzî bu gerçeği inceleyerek Allah ve Hz. Muhammed’den sonra toplumsal bir kural halinde kendilerine kesin olarak itaat etmek vacib kılınan emir sahiplerinden maksat, “erbab-ı hal ü akd” (işleri görüp sonuca bağlayana kimseler) denilen ve ittifakları bütün ümmeti temsil ederek Kur’ân ve Sünnetten sonra başlı başına bir şerî delil meydana getiren icma ehli olması lazım geldiğini, Allah ve Peygambere itaat etmekten sonra en mutlak itaatın ancak bu olabileceğini ve amirlere, hakimlere ve âlimlere itaatin de bunlardan biriyle ilgili olduğunu delil getirerek tafsilatlı bir şekilde açıklamıştır.

Said b. Cübeyr’den rivâyet edildiğine göre bu âyet, Abdullah b. Huzafe b. Kays dolayısıyla indirilmiştir. O sırada Hz. Peygamber onu bir müfrezeye komutan olarak göndermişti. Süddi’nin rivâyetine göre de Resulullah, Halid b. Velid kumandasında bir müfreze göndermişti ki, içlerinde Ammar b. Yasir de vardı. Gittiler, geceleyin hareket hedefleri olan kavime yakın bir yere kondular. Onlar da casuslarından aldıkları bir haber üzerine sabaha kadar kaçtılar. Yalnız içlerinden bir adam çoluk çocuğuna eşyalarının toplanmasını emretmiş ve kendisi gece karanlığında yürüyüp Halid’in askerine gelmiş ve Ammar b. Yasir’i sorup yanına varmış, “Ey Ebu Yakzan! demiş, Ben müslüman oldum diye şehadet ettim, kavmim ise sizin geldiğinizi işitince kaçtılar, ben kaldım; benim müslüman olmam yarın bir fayda verir mi, yoksa ben de kaçayım mı?” diye sormuş, Ammar da, “Hayır kaçma! Sana fayda verir.” demiş. O da kaçmamıştı. Sabahleyin Halid akın etmiş, o adamdan başka kimseyi bulamamışlar. Onu malı ile beraber tutmuşlar. Ammar, haber alınca Halid’e gelmiş, “O adamı bırak, çünkü o müslüman oldu ve ben ona eman verdim.” demiş. Halid de, “Sen kim oluyorsun da adam kurtarıyorsun.” diye çıkışmış ve bundan dolayı birbirlerine söz atmışlar. Nihayet Resulullah’a mahkeme için başvurmuşlar. Hz. Peygamber, Ammar’ın eman vermesine izin vermiş ve bir daha amire karşı böyle kendi kendine söz vermemesini de hatırlatmış, bunun üzerine peygamberin yanında da atışmışlar. Halid, “Ey Allah’ın elçisi! Bu burnu kesik kölenin bana sövmesine müsaade eder misin?” demiş. Resulullah da: “Ey Halid! Ammar’ı kötüleme, çünkü Ammar’ı kötüleyeni Allah kötüler Ammar’a karşı kin besleyenden Allah nefret eder, Ammar’a lanet edene Allah lanet eder.” buyurmuş. Ammar da öfke ile kalkmış. Bunun üzerine Halid, arkasından koşup elbisesinden tutmuş, özür dilemiş, o da razı olmuştu. İşte “Allah’a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sizden olan emir sahibine de itaat edin.” âyeti bunun üzerine indi, diye nakledilmiştir. Bu iki rivâyetin çözümüne göre âyet, müfreze komutanları ve askerî işler sebebiyle inmiş ve fakat itaat meselesini genel olarak esaslı bir nizama bağlamıştır.

Bundan dolayı Ey müminler! gerek genel bir şekilde birbirinizle ve gerek yetkililer ile sizin aranızda ve gerekse yetkili olanlar arasında herhangi bir şey hakkında tartışırsanız onu Allah’a ve Resulüne götürünüz. Yani yalnız kendi arzu ve isteğinizle halletmeye kalkışmayınız. Çarpışmalara düşmeyiniz. Başkalarına da gitmeyiniz de önce Allah’ı, ikinci olarak Hz. Muhammed’i kendinize başvurulacak yer biliniz, bu hükme ve bu mahkemeye müracaat ediniz. Aranızda biricik hakem ve hakim Allah ve Peygamberini tanıyınız. Değişik hükümlerinizi, fikirlerinizi Allah’ın âyetlerine ve Hz. Muhammed’in açıklamalarına tatbik ederek ve uydurarak birleştiriniz ki, Allah’a müracaat, Allah’ın birliğine inanmada samimiyetle Allah’ın âyetlerini araştırmak ve incelemekle, Resûlüne müracaat da zamanında kendisine ve ondan sonra sünnetine ve halifelerine durumu arzetmekle olur. Zâhiriyye (mezhebi âlimleri) bu âyetten hareketle ihtilafa düşülen meselelerde mutlaka Kur’ân ve Sünnete başvurmanın vacib olduğunu ve bundan dolayı kıyas ile amel etmenin caiz olamayacağını zannetmişlerse de besbellidir ki, Kur’ân ve Sünnetle açıkça anlatılmamış hususların, çekişme halinde Kur’ân ve Sünnete başvurmak için sebeplerini ve illetlerini düşünmekle benzerleriyle mukayese etmekten başka bir yol yoktur. Kıyastan maksat da zaten budur. Fıkıh ve hikmet de budur. Demek ki, İslâm da dört çeşit hüküm vardır.

Kur’ân’da açıkça belirtilen, sünnette açıkça belirtilen, yetkililerin ittifakıyla üzerinde ittifak edilen ve sahih kıyas ile nasslardan çıkarılan hükümler. Bununla beraber bu dördüncüsü ile ihtilaf azaltılabilirse de tamamen birleştirilemez. Bunda anlaşmazlık çıktığı zamanda yetkililerin şûrasına ve nihâyet sultanın emrine müracaat olunur ki, bu da “Allah’a itaat ediniz, Resul’e ve sizden olan emir sahiplerine itaat ediniz.” emri gereğince Allah’ın emrine müracaat etmektir. Ve “Emanetleri ehline vermenizi emrediyor.” (Nisâ, 4/58) bunun da kaynağıdır. Ve mutlaka müslümanlar bir olayda ihtilafa düştükleri zaman ilk önce Allah’ın birliğine inanmak, emaneti ehline vermek ve adaletle hükmetmek vazifelerini göz önünde bulundurup, kendilerini Allah’ın ve Peygamberin huzurunda toplanmış görerek ona göre düşünmeleri ve fikirlerini ve arzularını Allah Teâlâ’nın himayesi altına vermeleri ve daima hakkın birliği yolunda gitmeleri lazım gelir. Eğer Allah’a ve ahiret gününe gerçekten iman ediyorsanız böyle yaparsınız, Allah’a ve Resulüne ve yetkililere itaat eder ve şâyet bir şeyde aranızda çekişme olursa onda da Allah’ın ve Resulünün hükümlerine baş vurursanız. Bu başvurmak sizin için halen sırf iyiliktir, çekişmeyi keser. Ve sonuç açısından da daha güzeldir.

“Kendilerine güven veya korku hususunda bir haber geldiğinde onu hemen yayıverirler. Halbuki onu peygambere ve aralarında yetkili kimselere götürselerdi, onlardan sonuç çıkarmaya gücü yetenler, onu anlarlardı. Allah’ın üzerinizdeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç, şeytana uyardınız.” (Nisa Suresi, 83)

Yukarda diye Allah’a itaat ile, Hz. Peygamber’e itaat etmek birbirinden ayrıldığı halde burada diye ikisi birleştirilerek Peygambere itaat Allah’a itaate çevrildiği sırada hem idarecilere itaatın hükmünün Peygambere itaat etmeye bağlı ve ona eklenmiş olduğunun anlatılması, hem de müslümanların siyasi yönden eğitimlerinin yükseltilmesi için buyuruluyor ki: Bir de kendilerine emniyet veya korkuya dair tatlı veya acı bir emir, bir haber, bir şey gelince hemen onu yayarlar; doğru mu, değil mi, yahut yayılmasında bir zarar var mı yok mu, kamu yararı açısından neşredilmesi caiz mi, yoksa gizlenmesi gerekir mi, düşünmeden danışmadan yayarlar Burada gazetecilerin durumuna da temas eden bir uyarı vardır. Bunlar işittikleri bu haberi Peygambere ve kendilerinden olan idarecilere, yani o işte yetkisi ve ihtisası bulunan zatlara veya amirlere götürüp onlara başvursalar, danışsalar veya havale etseler onu içlerinden bilgi ve tecrübeleri ve iyi niyet ve basiretleri sayesinde istinbat edebilecek ve hüküm çıkarabilecek olanlar mutlaka bilirler, ne yapılacağını anlar, anlatırlardı.

İSTİNBAT: Nebeta, çıkarmaktır. “Nebıt” de bir kuyu kazılırken ilk çıkan su demektir. İşte çözümü istenen bir olay, bir konu karşısında elde bulunan prensipler ve bilgileri inceleme ve etraflı bilgi edinme, araştırma ve düzeltme ve karşılaştırarak yeni bir bilgi ortaya çıkarmaya da istinbat ve istihrac denilir ki, bu bir meleke ve özel bir kudrettir. Herhangi bir işte böyle bir liyakat ve yeterlik sahibi olanlar, o işin müctehidi ve gerçek sahibi ve Allah katında yetkilileridir. Bunun için Allah’a ve Peygamberine müracaat edildiği gibi, burada da Allah’ın Peygamberine ve böyle yetkili kimselere müracaat tavsiye edilerek bunlara da itaat etmenin Peygambere itaat etmeye bağlı olduğu bir daha anlatılmıştır. Bundan dolayıdır ki icmada geçerli olan görüş bu gibi yetkili zevatın görüşüdür.

Bu âyet bize özellikle şu hükümleri anlatıyor:

1- Olaylarla ilgili hükümler içinde doğrudan doğruya âyet ile bilinmeyip istinbat ile bilinecek olanlar da vardır.

2- İstinbat da bir delildir.

3- İstinbata ehil olmayan bilgisiz kimselerin olaylarda ve bilmedikleri konularda âlimlere başvurmaları ve onlara uymaları gerekir.

4- Hz. Peygamber bile istinbat ile mükelleftir. Çünkü bu ayetin Peygamberi de kapsadığında şüphe yoktur.

İniş sebebine gelelim: Münafıklar fırsat buldukça düzmece şeyleri ve uydurdukları kötü yalanları yayarlar. Müslümanların zayıflarından bir takım halk da müfrezelerin durumlarıyla ilgili tatlı veya acı herhangi bir haber işittikleri zaman doğruluğunu, yanlışlığını araştırmadan, ne öncesini, ne de neticesini hesaba katmadan doğrudan doğruya yaymaya kalkışırlardı. Ve bu gibi saygısızlıklardan bazı fitneler meydana gelirdi. Tefsircilerin çoğu, bu âyetin bundan dolayı indiğini açıklamışlardır ki, bu şekilde âyetin iniş sebebi, savaş ve askerî durumlarla ilgili olmuş oluyor. Diğer taraftan Sahih-i Müslim’de Hz. Ömer’den, İbnü Abbas kanalıyla rivayet edildiğine göre, Resulullah’ın, kadınlarından bir süre için uzak durduğu esnada, bir gün Hz. Ömer camide insanların, Resulullah bütün hanımlarını boşamış diye üzülerek konuştuklarını görmüş ve bu haberi aklı almadığından derhal koşup izin isteyerek peygamberin huzuruna girmiş, biraz derdini anlattıktan sonra bir fırsat bulup “kadınlarını boşadın mı?” diye sormuş, “hayır (boşamadım)” cevabını alınca çıkıp “bilesiniz ki, Hz. Peygamber (s.a.v.) kadınlarını boşamadı” diye bir tellal gibi seslenmiştir. Bu âyet de bunun üzerine inmiştir ki, Hz. Ömer’in gerçeği istinbatına (ortaya çıkarmasına) işaret etmekle, onu övmeyi de kapsamaktadır. Bu rivâyete göre âyetin iniş sebebi, Nisâ sûresinin esas itibarıyla içine aldığı aile hükümleri ile bir ilgisi de vardır. Fakat terbiye ile ilgili hükmü genel olduğundan âyet daha fazla savaşla ilgili durumları ve siyasi eğitimi hedef alan bir nazım uslubuyla ifade buyurulmuştur. Çünkü bunlarda boş boğazlık daha çok yapılır ve daha fazla zararlıdır.

Ey Müslümanlar! Eğer Allah’ın bu fazileti ve rahmeti sizin üzerinizde olmasaydı, yani böyle peygamber ve istinbata gücü yeten ilim ehli yetki sahipleri ile doğru yola irşad ve hidâyeti olmasa muhakkak ki siz çoğunlukla şeytana, şeytan gibi münafıklara uyardınız, sürüklenirdiniz, uymadığınız konular veya uymayan adamlar pek az olurdu. Çünkü az çok aklı olan herhangi bir kimse her konuda şeytana aldanmaz. Kitabın sırlarını bilen ve hüküm çıkarmaya gücü yeten yetkililer, çok geniş bilgi sahibi olan âlimlerden olan zatlar da hak ve hayırlı işleri Allah’ın kuvvetiyle birbirinden ayırmaya güçleri yettiğinden bunların da şeytana aldanması pek az olur. Halbuki halk, çoğunlukla aldanır. Bununla birlikte ilim ehlinin aldanmaması da yine Allah’ın fazilet ve rahmeti sayesindedir. Bunun için diğer bir âyette: “Eğer üzerinizde Allah’ın lutfu ve merhameti olmasaydı, içinizden hiçbiri ebediyyen temize çıkmazd” (Nur, 24/21) buyurulmuştur.

Elmalılı Hamdi Yazır, Tefsir

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Neler oluyor? M.Necati Özfatura dan


Neler oluyor?
Dış Politika
M.Necati Özfatura

Irak ordusunun tek kurşun atmadan DAEŞ’e teslim ettiği Musul’a karşı 17 Ekim 2016 tarihinde başlatılan operasyon, aslında Musul’u kurtarma maskesi altında ABD ve İran liderleri nezdinde “Sünni-Şii iç savaşı”dır. Ve bu görev son derece azgın, Ehl-i sünnet, Eshab-ı kiram (rıdvanullahi aleyhi ecmain) düşmanı İran’ın Şii katillerine verilmiştir.
63 ülkenin Irak’ta işi ne? Musul’u DAEŞ’ten kurtarma bahanedir. Musul ve Felluce’de en az 2 milyon Türkmen yaşamaktadır. ABD, Irak ve İran’ın Türkiye’yi devre dışı bırakma isteği art niyetlidir. Musul’u kurtarmak gerçek gaye ise bu operasyona katılmak isteyen Türkiye neden istenmiyor?
Erbil’de toplanan Sünni aşiret reisleri “Gerçek işgalci İran’dır. Türkiye’nin Irak’ta olması lazım” demiş ve Irak başbakanını “ahmak” ve “nankör” olarak suçlamışlardır. Barzani’nin Özerk Kuzey Kürt İdaresi ile Türkiye arasında anlaşma vardır.
Geçmişte Barzani ile Talabani savaşırken aralarındaki barışı Türkiye sağlamıştır. ABD, İran ve Irak’ın Türkiye düşmanlığının gerçek sebebi Türkiye ve bilhassa Erdoğan’ın ABD’nin iç savaş niyetini açıklamasıdır.
Türkiye, Irak’ta planlanan soykırım ve Sünni-Şii çatışmasına kesin olarak karşıdır. Türkiye’nin B ve C planlarını kamuoyu bilmemektedir. Sünni aşiretler ya da Barzani idaresi Türkiye’den yardım isteyebilir. Musul ile tarih, din, akrabalık ve çok sayıda ortak değerlerimiz var. Birinci Dünya Savaşı sonunda Mondros Mütarekesinin ana maddesi: Osmanlının fiilî ve hukuki hakimiyeti altındaki topraklar Osmanlı vatanıdır. Osmanlı Mebusan Meclisinin aldığı kararda yani “Misak-ı Millî”de Musul vardı. Lozan’da Musul bizim toprağımız idi. Diplomasinin D’sini bilmeyen İnönü’nün hataları ile buraları kaybettik.
İngiliz temsilcisi Lord Curzon Lozan’da masaya oturduğunda cebinde başbakanının telgrafı vardı. Bu telgrafta “İngiliz halkı savaştan yoruldu. Savaş istemiyor. Musul için ısrar etme, çatışma olmasın” diyordu. Ama Musul için ısrar etmeyen Türkiye oldu. İngiltere değil. Irak petrollerinden hisse teklifi yerine Irak’a düşen petrol gelirinin yüzde 10’u istendi. Bu ise hiçbir zaman ödenmedi.
Musul meselesi ve yapılan yanlışlar kitaplara sığmaz. Türkiye’nin hiçbir ülke ve münhasıran Irak’ın toprağında gözü yoktur. ABD ile İran, Irak’ta mezhep çatışmasının planlayıcısı ve itici gücüdür. ABD, Irak ve Libya ordusunu felç etmiştir. Suriye’de başarılı olamamıştır. Ordu rejime sadık kalmıştır. Irak’ta DAEŞ maskesi ile bir inanç yani Ehl-i sünnet itikadı yok edilmek istenmektedir. Böylece ABD ve İran Türkiye’yi kuşatmak istemektedir. Fırat Kalkanı operasyonu devam etmelidir. Tekrar söylüyorum. Irak’ta bulunmaya mecbur değiliz, mahkûmuz…
Irak’ta Maliki ile başlayan ve İbadi ile devam eden süreçte Şii bir devlet kurulmuştur. Sünniler bir nevi öteki kabul edilmiştir. Irak idaresi mezhepçi faaliyetlerinden vazgeçmedikçe Irak asla ve asla huzura kavuşamaz. Irak’ta inkârı mümkün olmayan gerçek şudur: DAEŞ’i Musul’dan kazımak bahanesiyle Sünni katliamı gerçekleştirmek istenmektedir. Bu planın mimarı da Siyonizm emrindeki ABD’dir.
Bilhassa Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sert ve ısrarlı tutumu ile Türkiye operasyona ve masaya dâhil olmuştur. Ve Kılıçdaroğlu bu gelişme karşısında şoke vaziyettedir!..
21.10.2016

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Chi Chalaldi vish gaf


English Lezgian okunuşu turkce
I зун zu ben
you вун vu sen
we чун çu biz
this и i o
that а a şu
who? вуж vuc kim
what? вуч vuç ne
no(t) туш tuş hayır
all вири viri hepsi
a lot гзаф gzaf çok
one сад sad bir
two кьвед kued iki
big чIехи çehi büyük
long яргъи yargi uzun
small гъвечIи qkürü kısa
human кас kas insan
man итим itim adam
woman паб pab kadın
fish гъед ğed balık
bird нуькI nükh kuş
dog кицI kich köpek
louse нет net bit
tree тар tar ağaç
seed тум tum tohum
leaf пеш pbeş yaprak
root дувул duvul kök
(tree-) bark чкал çkal kabuk
skin хам ham deri
meat як yak et
blood иви ivi kan
bone кIараб krab kemik
egg кака kıka yomurta
head кьил kil baş
horn карч karç boynuz
tail кьачI kaç kuyruk
feather цIакул cakul tüy
hair чIар çar saç
ear яб yab kulak
eye вил vil göz
nose нер ner burun
mouth сив sin tepe
tooth саx sah diş
tongue мез mez dil
(finger-)nail кек kek tırnak
leg кIвач kıvaç but
knee мет met diz
hand гъил gğil el
stomach руфун rufun karın
neck гардан gardan gerdan
breast хур hur göğüs
heart рикI rikh ciğer
liver лекь leq’ karaciğer
to drink хъун kuun içmek
to eat тIуьн tünn yemek
to bite кIасун kasun ısırmak
to see акун akun görmek
to hear ван хьун van hun işitmek
to know чир хьун cir hun bilmek
to sleep ксун kusun uyumak
to die кьин ki’n ölmek
to kill кьин ki’n ölmek
to swim сирнав авун sırnav avun yüzmek
to fly лув гун luv gun uçmak
to go фин fin gitmek
to come атун atun gelmek
to lie (down) къаткун katun kaçmak
to sit ацукьун acukun oturmak
to stand акъвазун akazun durmak
to give гун gun vermek
to say лугьун luhun söylemek
sun рагъ rağ güneş
moon варз varz ay
star гъед ğed yıldız
water яд yad su
rain марф marf yağmur
stone къван kuan taş
sand къум kum kum
earth чил cil yer
cloud циф cif bulut
smoke гум gum duman
fire цIай c’ay ateş
ash руьхъ rükh kül
to burn кун kun yakmak
road рехъ rekh yol
mountain сув suv dağ
red яру yaru kırmızı
green къацу kacu yeşil
yellow къипи kipi sarı
white лацу lacu beyaz
black чIулав çulav siyah
night йиф yif gece
hot кудай kuday-çimi sıcak
cold мекьи meki soğuk
full ацIай acun dolu
new цIийи ciyi yeni
good хъсан kısan iyi
round гургутI gurgut yuvarlak
dry кьурай kuran kuru
name тIвар tar isim
Bültenler içinde yayınlandı | Yorum bırakın

LezgiMp3


http://www.box.net//static/flash/box_explorer.swf?widget_hash=ardtnh3737&v=0&cl=0&s=0

Duyuru içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Yahudilerle İlgili Bazı Meseleler..


Yahudilerle İlgili Bazı Meseleler..
Perşembe, 08 Temmuz 2010
Kadir MISIROĞLU
A- Yahudiler Komünist Rusya’yı Nasıl Yıktılar?!..

İngilizler çekilip gittikten sonra Arap-Yahudi münâsebetleri bir gayyâ kuyusu gibi dehşetli bir kargaşa halinde sürüp giderken, Yahudiler, Araplar karşısına hatırı sayılır bir Yahudi nüfusu toplayamadılar. 20-30 senelik bir gayret ve faaliyetin neticesinde İsrail’deki mevcudiyetleri 2,5 milyon kişiyi bulmuşsa da bunun daha fazla artması sağlanamadı. Çünkü bütün Dünya’ya dağılmış olan Yahudiler, her yerde rahat ve müreffeh idiler. Bugün de böyledir.

Bundan dolayı maddî yardım yapmakta cömert davrandıkları halde, gelip orada yerleşmek husûsunda ağırdan aıldılar. Bunu ancak bir avuç idealist ile fakir Yahudiler yaptılar. Bunlarla da beklenen sayıya ulaşılmayınca, yüz milyonluk bir Arap kitlesi karşısında tutunabilmek için İsrail’e intikal edip yerleşecek Yahudi aramaya koyuldular. Bunu da ancak Rusya’da bulabildiler. Çünkü Rusya’da “Bolşevik İhtilâli” nin bidâyetindeki hâkimiyetlerini Sitalin devrinde (onun da karısı bir yahudidir) kaybetmiş bulunan Yahudiler, Rusya’da sıkıntılı bir hayat sürmekte idiler. Hem onları bu sıkıntıdan kurtarmak ve hem de bu durumdaki insanların İsrail’deki sabotaj vesâir hareketlerin doğurduğu huzursuzluğa aldırış etmeyebilecekleri düşüncesiyle Rusya’ya müracaat ettiler.

Ruslar, Yahudiler’in beynelmilel siyâsetteki güçlerini itildiklerinden onlara yekten:

“-Hayır, olmaz!” demek yerine, gerçekleşme şansı olmayan bir teklifle mukabelede bulundular. Bu da şuydu: “isterlerse Rusya’daki 6 milyon Yahudi’yi toptan alabilirlerdi.”

Tabiî İsrail bunun gerçekleşme şansı olmadığı için söylendiğini anlamakta gecikmedi ve Rusya’yı gölgeleyecek bazı hareketlerle yola getirme çaresine başvurdu. Amerika’daki nüfuzlarını kullanarak Komünist Çin’i, Birleşmiş Milletler’ealdırdılar. Amerika ile Çin arasında diplomatik münâsebet te’sisini ve Amerikan Reis-i Cumhûru’nun Pekin’i ziyaret etmesini sağladılar. Fazladan olarak Çin’in Doğu Türkistan dolaylarında Ruslar’la çıkmış olan bir ihtilâfı körükleyerek ve Çin tarafına yardım ederek Rusya’yı rahatsız etmeye başladılar.

Dünya’da o güne kadar komünist hareketin lideri kabul edilen Rusya, bu mevkii Çin’e kaptırma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Diğer taraftan hemen hemen her ülkede mevcud olan marksist toplulukların içinden Maocu, yani Çin taraftarı bir başka hizip türettiler. Marksistlerin faaliyetlerinden rahatsız olan o ülkeler de solcuların bu sûretle bölünmelerinden ve birbirlerine düşme-lerinden fayda umduğu için, istihbârat teşkilâtlarını bu işi körükleyici bir tarzda kullandılar. Bu durum Türkiye’de bile aynen böyle olmuştur.

Bu hâli gören Rusya, Yahudiler’le anlaşmak ihtiyacını hissetti. İsteyen yahudilerin Rusya’dan çıkarak peyderpey İsrail’e gitmeleri husûsunda bir taahhütte bulundu. Arapların itirazına karşı da, bu kararı kâğıt üzerinde bırakacağını ve fiilen gerçekleştirmeyeceğini söyleyerek iki tarafı da memnun etmeye çalıştı. Gerçekten epey bir zaman böyle yaptı. Herhangi bir yahudi, Rusya’dan çıkıp gitmek üzere pasaport isteyince Rus polisi tâhkikat yaptı. Eğer o, Amerika’ya gitmek istiyorsa, pasaport verildi. İsrail’e gitmek istiyorsa nâdiren müsaade edilip, ekseriyetle engellendi. Bunu gören Yahudiler vaktiyle Çarlık Rusyası’na yaptıkları gibi Komünist Rusya’ya da 25 sene zarfında gerçekleşecek bir çökertme plânı tatbik ettiler. Bu plân, propaganda silâhını kullanarak Rusya’nın ekonomisini yanlış yönlendirmek ve onu binnetice iktisâden çökertmek mahiyetinde idi.

Önce Amerika’da başlamış olan fezâ çalışmaları’nı “Yıldızlar Harbi” palavrasıyla Rusya’yı endişeye sevk edecek bir sûrette bütün Dünya’ya yaydılar. Rusya kendi cazibesinin azaldığını görerek bu vadide Amerika’dan geri olmadığı kanaatini hâsıl edebilmek için neticesiz fezâ çalışmalarına ağırlık verdi. Bu uğurda 15-20 milyar dolar masrafa girdi. En sonunda öyle bir durum hâsıl oldu ki, fırlattıkları bir fezâ gemisinin geriye getirebilmesi için Ameri-kalılar’dan yardım istemek mecbûriyetinde kaldılar.

Diğer taraftan Rusya’nın Afrika’da kazanılmış memleketleri vardı. Bunların kaybedilmesi için anti-komünist çeteler organize edildi. Bunlar, silâhla desteklendi ve başta “Zimbabve” olmak üzere Rusya’nın kaleleri birer birer milliyetçi teşkilâtlarca ele geçirildi. Rusya, Afrika’daki durumunu kurtarabilmek için taraftarlarına silâh yardımı yapmaya mecbûr kaldı. Bu da kendileri için fezâ çalışmalarındakine benzer ağır bir ekonomik külfet oldu.

Bu arada Afganistan’a saldıran Rusya’ya karşı, Afgan mücâhidleri zâhiren kendi kendilerine mukâvemet ettiler. Hakikatte ise, Amerika ve dolayısıyla Yahudi desteğiyle Rusya’yı dize getirdiler. Bu küçücük Afgan hâdisesi bile Rusya’ya 5 milyar dolar civârında bir meblâğa mâl olmuştur.

Bu ve benzeri hadiseler dolayısıyla, zaten iyi olmayan Rus ekonomisi çöktü. Rusya zaafını belli etmemek için önce el altından Alman entelijansı ile anlaştı. Doğu Alman’dan Batı’ya geçmek isteyen insanlara, gûyâ, seyahat hürriyeti dolayısıyla vize veriliyormuş gibi davranılarak, oradan Çekoslovakya’ya geçmelerine izin verildi. Hakikatte ise kelle başına 7 bin mark üzerinden anlaşılmıştı. Bunu meşrûlaştırmak için de o günkü Rus idarecisi Gorbaçov, Rusya’da bir zihniyet değişikliği ile ortaya çıkmış göründü ve bunu “Glasnot” adıyla Dünya’ya duyurdu. Gûyâ Doğu, Almanlar’a tanınan bu seyahat hürriyeti, bu yeni zihniyetin eseriydi. Kısa zamanda Doğu Alman’dan Çekoslovakya’ya, oradan da Batı Almanya’ya geçenlerin sayısı 2 milyondan ziyâde oldu. Bunu gören Rusya, herkesin Batı’ya geçmek istediğini anlayınca -artık kendisi için ekonomik bir önemi kalmamış olan- bütün Doğu Alman’ı terk etmek mukâbilinde Alman enteli jansı ile anlaştı. Rivayete göre Almanlar, Berlin Duvarı’nın yıkılmasına göz yumması karşısında Rusya’ya 15 milyar mark teklif ettiler. Buna ilâveten 100 milyar marklık da Rusya dâhilinde yatırım yapmak vaadinde bulundular. İlâveten İkinci Cihan Harbi’nde Rusya dahilinde kalmış olan ve Rusya’nın Volga boylarında bir araya toplamış olduğu 2 milyon civarındaki Alman topluluğuna bir “muhtariyet” verilmesi teklifinde bulundular. Bundan sonrası mâlum. İki tarafın ajanları, halktan biriymiş gibi görünerek Berlin Duvarı ‘na hücum ettiler ve bu duvarın yıkılmasıyla iki Almanya birleşmiş oldu.

Fakat bu sûretle temin olunan maddî imkânlar, Rusya’nın yarasını sarmaya kâfî gelmedi. Gorbaçov, Genel Kurmay Başkanı’nı çağırarak:

“-Maaşlarınızı veremiyorum, aç kalmaya mı razı olursunuz, yoksa komünizmden vazgeçiyoruz, bize yardım et, diyerek Amerika’ya müracaat etmemize mi râzı olur sunuz!..” deyince, 10 milyonluk ordunun başında bulunan bu zât:

“-Karnımızı doyur da, ne yaparsan yap!..” demek mecbûriyetinde kalmıştır.

Bunun üzerine Rusya’da komünizmin iflâsı ilân edilmiş, Amerika’dan 500 milyar dolar yardım talep edilmiştir. Bunun yarısı peşin, yarısı da ellişer milyar dolarlık 5 senelik taksitler halinde olacaktı. Amerika, cüz’î yardımlarla iktifâ edip bu talebi yerine getirmeye râzı olmayınca, Gorbaçov, bu yardım yapılmadığı takdirde komünistlerin tekrar iktidar olacakları vehim ve korkusunu yaratmak için sun’î bir ihtilâl teşebbüsü planlamıştır. Kendisi sûretâ Kırım’a kaçmış ve Moskova’da bir kısım tanklar harekâta geçmişken, Amerikan desteği ile Yeltsin tankların üzerine çıkıp mukâvemet etmiş ve ihtilâl fiyaskoyla nihâyetlenmiştir. Bunun üzerine Gorbaçov, Amerikalıların bu sırrı ifşa etmemeleri şartıyla iktidardan uzaklaşmayı kabul etmiş, yerini Yeltsin’e bırakmıştır.

Bu arada tipik bir tecrübe yaşanmıştır. Körfez harbinin patlak vermek üzere olduğu bir hengâmda Rusya’dan takriben 200 bin Yahudi, İsrail’e gitmek üzere Almanya’ya gelmişti. Körfez harbi krizi dolayısıyla İsrail’e gitmekten vaz geçip Almanya’ya siyasî mülteci olarak yerleşmeye karar verdiler. Almanlar da korkularından onları bağırlarına basmaya mecbûr kaldılar.

B- Pkk ve İsrail

Bu keyfiyet, Yahudilere “İsrail’de sulh, sükûn avdet etmedikçe Rusya’dan beklediği miktarda Yahudi gelmeyeceği”düşüncesini ilhâm etti. İşte bu sebepledir ki, Yahudiler Yaser Arafat’ı çağırarak, O’na bugün artık sallantıda bulunan“muhtâriyet”i vermeye razı oldular. Bununla Yaser Arafat’ın tatmin olup, anarşiyi önleyebileceğini sandılar. Halbuki İsrail’deki kargaşanın tek âmili Yaser Arafat’ın güdümündeki “el-Fetih” teşkîlâtı değildi. Yahudiler diğer bazı grupların Sûriye güdümünde olduğunu görmekte gecikmediler. Bunun için Sûriye’yi de bir sûretle tatmin etmek ihtiyacını hissettiler. Bunu da Türkiye’nin sırtından yapmayı plânladılar. Bu maksatla, o zamanki Türk Dışişleri bakanı Hikmet Çetin’i İsrail’e davet ettiler. PKK meselesini ortaya attılar. Şayet Sûriye’ye talep ettiği suyu verirsek, kendilerinin yardımıyla PKK’nın bertaraf olacağı telkîninde bulundular. Fazladan olarak PKK’nın Avrupa’daki kollarını da koparabileceklerini söylediler. Bu plân üzerinde anlaşıldı. Hikmet Çetin, Türkiye’ye döndükten az bir zaman sonra Sûriye Dışişleri Bakanı Târik Sara Ankara’ya davet edildi ve talep edilen su fazlasıyla verildi. Fakat Sûriye bu tâviz mukâbilinde PKK’yı barındırmama taahhüdünde bulunmuş olmasına rağmen fırsat bu fırsat diyerek üstelik Yahudilerden bir de Golan Tepeleri’nin geriye teslimini istemiştir. Bu ise, Yahudilerce verilebilecek bir tâviz değildi. Zira içme suyu sıkıntısı çeken İsrail, ihtiyacının büyük bir kısmını buradan temin etmekteydi. Ayrıca Golan Tepeleri’nin büyük bir askerî ve stratejik ehemmiyeti vardı. Bununla beraber yahudiler, bize karşı Avrupa’da taahhüd ettiklerini yerine getirdiler. Almanlar’a dönüp dediler ki:

“-Siz bu PKK’yı barındırmakla hata ediyorsunuz. Çünkü bu silâhlı bir çetedir. Silâh para ile alınır. Bunlar parayı uyuşturucu ticaretinden elde ediyorlar. Seninse, her yıl 20-30 bin gencin uyuşturucu yüzünden ölmektedir. Bunları barındırma!”

Hakîkaten Almanlar, PKK merkezindeki evraka el koyunca, bu iddianın doğru olduğunu gördüler. Bu fesat yuvalarını kapatarak PKK’yı kanundışı ilân ettiler. Bu iş, Beyne’l Milel masonluk kullanılarak Belçika’da, Hollanda’da, Fransa’dave hatta İngiltere’de de aynen gerçekleşti.

Sûriye’ninse, PKK’nın uyuşturucu ticaretinden transit ücreti olarak, yılda 5 milyar dolar civarında bir kazancı vardı. Bundan mahrum kalmak istemiyordu.

Yahudiler, Sûriye’yi yola getirmek ve binnetice onların güdümündeki HAMAS’ın tedhişinden kurtulabilmek için, Amerika’daki nüfuzlarını kullanmaya mecbûr kal dılar. Zira PKK’yı bertaraf etmenin İsrail’e zarar verecek bir veçhesi yoktu. Çünkü PKK, Kürt görünüşlü bir Ermeni harekâtıdır. Abdullah Öcalan‘nın anası da, babası da mâhud Ermeni katliâmından bakiye birer ermeni yetimidir. Güney doğu’da Ermeni sekene (oturanlar) mevcud olmadığından onların davası ancak Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesiyle gerçekleşebilecek bir keyfiyettir. Çünkü bu takdirde AB’ye dâhil ülkelerde yaşayan takrîben 4 milyon Ermeni, AB’yi kuran “Roma Andlaşması”nın mahsûs maddesine istinâden gelip Güney doğu’da arazi satın alabilecek ve orada yerleşebileceklerdir. Ancak bundan sonradır ki, orada bir hır-gür çıkartarak bölünmeyi sağlayabilirler. Halbuki Türkiye’nin AB’ye girmesi halinde (1) ” Arz-ı Mev’ud”un bir parçası olan Güneydoğu Anadolu’nun Yahudi eline geçmesi adetâ imkânsız olacaktır. Yahudiler bu toprağı 70 milyonluk bir Türkiye’den veya onun maazallah parçalanması ile kurulacak küçük bir devletten talep etmek yerine, karşılarında 600-700 milyonluk bir AB devleti bulacak!.. Bu, onların plânlarının müstakbelde gerçekleşmesini güçleştireceği cihetle PKK’ya esasen hiçbir zaman sıcak bakmamışlardır. Onun kamufle bir Ermeni Hareketi, olduğunu bilen Batı Hıristiyan Âlemi’nin desteği ise, kendilerince doğru ve aşikâr bir hesap neticesidir.

Ermeniler, PKK’yı üç maksad için vücûda getirmiş ve Batı Hıristiyan Âlemi de bu maksadlar için O’nu desteklemiştir. Bu destek, bu gün de aynı sebeple devam etmekte ve Abdullah Öcalan’m idamı engellenebilmektedir. Bu maksatlar şunlardır:

1) Kürtler’den Ermeniler’in intikamını almak. Zira tarihte “Ermeni Katliâmı” adıyla ayyuka çıkarılmış olan hâdise, Kürt aşiretlerinin işidir.

2) Bölgede Kürt nüfûsunun ölüm veya hicret sebebiyle azalmasını sağlamak. Çünkü ancak bu takdirdedir ki, oraya bilâhare taşınacak Ermeniler hatırı sayılır bir çoğunluk olabileceklerdir.

3) Araziyi ucuzlatmak. Çünkü Ermeniler, Tıpkı Filistin’de Yahudiler’in yapmış olduğu gibi burasını Avrupa Birliği’ne kabul edilişimizden sonra parayla satın almayı planlamaktadırlar.

Yahudiler, PKK’ya mukabil Kuzey Irak’ta nüvelenen gerçek Kürtçü hare-ketleri desteklemektedirler. Hem de başından beri… (2)

Yıllardır münâkaşa edilmekte bulunan “Uğur Mumcu Cinâyeti” nin sebebi de budur. Kardeşinin, televizyonlarda ifşâ edişine göre, Uğur Mumcu İsrail’in Kuzey Irak’taki Kürtçü Barzânî hareketine senede 50 milyon dolar yardım etmekte olduklarına dâir ifşaatın kurbanı olmuştur.

İsrail, dâhilindeki bir kısım anarşiyi durdurmayı temin maksadıyla Sûriye’nin burnunu yere sürtmek isteyince, PKK kozunu kullandı. Amerikan cesaretlendirişi ile önce bir askerî şahsiyet, sonra da bir siyâsî lider, Suriye’ye Abdullah Öcalan ve PKK dolayısıyla tehditler savurdu. Sûriye istihbârâtı bu cesaretlendirişin kaynağını öğrenmekte gecikmedi. Ancak bizimkiler yanlış bir ifade kullanarak Sûriye’ye müteveccih tehditlerinde:

“-Abdullah Öcalan’ı ya bize teslim edersin, yahud da ülkenden çıkarıp atarsın; yoksa….” diyerek alternatifli bir teklifte bulundular.

Alternatifli bir tehdîd veya teklife muhâtab olan herkes, kendince en ehven olanı seçer. Sûriye de öyle yaptı. Abdullah Öcalan ‘ı Suriye’den çıkmaya mecbûr etti. Onun bundan sonraki mâcerası mâlumdur. Önce gizlice Rusya’ya gitti. Amerikan istihbârâtı bunu haber almakta gecikmedi. Dâvânın takipçisi Amerika olduğu içindir ki, o önce Rusya’da, sonra da Yunanistan’da barınamadı. Nihayet bir ara kademe olarak, kendisini teslim etmek millî menfaati için bir handikap olmayacak, basit bir Afrika ülkesinde soluğu aldı. Oradan İsrail tarafından derdest edilerek Tel-Aviv ‘e getirilip, bizimkilere teslim edildi. Gözleri bağlı olduğu için, bu gerçeği, belki Abdullah Öcalan bile hâlâ bilmemektedir.

C- İsrail, Filistinliler’e Verdiği Muhtâriyeti Geri Almak İstiyor ?

Suriye’nin, PKK ve Abdullah Öcalan vâsıtasıyla prestij kaybına mâruz kalması, İsrail’deki tedhîş hareketlerini nihâyete erdirmeye yetmedi. Çünkü böyle hareketleri gerçekleştiren ve güdümlü olmayan başka teşekküller de türemişti. Bundan dolayı kargaşa devam etti. Çünkü bu tedhîş hareketleri, amel-aksülamel (aksiyon-reaksiyon) kanununa göre yürümektedir. Filistin’in yerli halkına karşı kuruluşundan itibaren her türlü zulüm ve îtisafı (yok etme-jenosit) kendince meşrû bir hak kabul eden İsrail, zavallı yerli halkın âcizâne mukâbelelerini Dünya’nın gözüne baka baka utanmadan“terör” olarak ilan edebilmektedir. Halbuki asıl terörü kendisi yapmakta, mâsum çocukları öldürmekte, insanların evlerini yerle bir etmektedir. Sırtını Amerika’ya dayamış, onun desteğiyle Dünya’nın bu devlet terörüne ses çıkarmasını önlemekte ve bununla Filistinliler’i öldürerek veya kaçırarak yok etme gayesini gütmektedir. Arada bir vâkî olan sulh teşebbüsleri de daimî ve samimî olmamak üzere geçici taktiklerden ibaret kalmaktadır.

Öteden beri İsrail’e verdiği destek dolayıyla başı bir hayli ağrımış olan Amerika da bilhassa Demokrat Parti saflarında, bu destekten rahatsız olanlar çoğalmaya başladı. Partisinde gitgide kuvvetlenmekte olan bu temâyüle tercümân olmak isteyen Clinton , Ortadoğu’da bitip tükenmek bilmeyen Arap-Yahudi kavgasını nihâyete erdirmek maksadıyla, Filistinliler’i “muhtariyet” ten “devlet” olma durumuna geçirmek istedi. Bu takdirde hududları mahfûz bir duruma gelecek olan Filistin Devleti’ndeki Yahudiler’in İsrail’e, İsrail Devleti dâhilindeki Araplar’ın ise Filistin’e nakledilmelerini, yani bir “mubâdele” yi düşündü. Kudüs içinse, Müslüman, Hıristiyan ve Musevîlerin müşterek idâreleri altında bir statü plânladı.

Yahudilerse, Rusya’da serbest kalan ırkdaşlarının İsrail’e gelmek yerine Amerika’ya kaçıp gitmelerini önleyememenin neticesinde, Filistinlilere bu maksadla vermiş oldukları “muhtariyeti” i bile geri almayı düşünüyorlardı. Bu durumda Amerika’nın Ortadoğu’ya bakış ve düşüncesi ile, İsrail’in menfaatleri çatışmaya başladı.

İsrailliler, Rusya’dan gelecek ırkdaşları için pek çok hazırlık yapmışlardı. Bir İngiliz Yahudisi olan Maxvell, bu ülkedeki takrîben 4.000 civarındaki şirketinin personeline aid 220 milyar sterlin tutarındaki sigorta primlerini İsrail’e kaçırmıştı. İngiliz entelijansı, O’nu Roma’da tâtildeyken bir motorda öldürmüş ve İsrailliler cenâzesini Kudüs’e taşıyarak, devlet merâsimi ile defnetmişlerdi. Mezarının başında, Onu İsrail’de en büyük yatırımı gerçekleştirmiş, millî bir kahramanîlân etmişlerdi. Maxvell ‘in bu müthiş serveti, Şeria Nehri boyunca Rusya’dan gelecek yeni Yahudiler için ikametgâhlar yapımına harcanmıştı. Şimdi bu kadar yatırım boşa gidiyordu. Üstelik Nil’den Fırat’a kadar imtidâd eden arâziyi millî vatan yapmaya kararlı olan Yahudiler’in bağrında bir “Filistin Devleti” doğmuş olacaktı. Hem de Kudüs üzerinde söz sahibi olmak üzere… Bunu da bugüne kadar en büyük desteği gördükleri Amerika istiyordu. Bu olacak şey değildi.

Bir Yahudi kızı olan Monica‘nın Clinton‘a musallat edilerek Onu siyâset arenasında kepâze edip istifâya zorlamak tertibi, bu Amerikan düşüncesine bir cevap olmak üzere zuhûr etmişti. Ancak Clinton pişkinliğe vurmuş; televizyonlarda, meclis huzûrunda, vesâir yerlerde kâh ağlamış, kâh gülmüş ve bu bâdireyi atlatarak devrini tamamlayabilmişti.

D- 11 Eylül Darbesi Bir Yahudi Eseri mi?

Amerika’daki son seçimlerde Demokrat Parti de, Cumhuriyetçi Parti de Yahudi desteğinin taksîme uğraması sebebiyle başa baş güreşmiş ve cüz’î bir farkla kazanan Bush da eskilerin tabiriyle “akıl için tarik birdir” fehvâsınca, kendiniClinton ‘ın yolundan gitmeye mecbur hissetmişti. O da çözümü, Filistin’in hududları sâbit bir devlet haline getirilmesinde görünce, Yahudilerin buna cevabı, “11 Eylül Darbesi” olmuştur.

Evet, 11 Eylül 2001 darbesini Amerika’ya vuran, beynelmilel Yahudi gücüdür. Bunun burada red ve cerhi imkânsız sâdece iki delilini zikredelim:

1) İkiz kulelerde ötedenberi 4.000 Yahudi çalışmaktaydı. O gün Cumartesi değildi ki, hepsinin de Havra’ya gittiğini söyleyebilmek mümkün olsun. O gün Salı’ydı. Bunlardan hiçbirinin ölmemiş olması tesâdüfle açıklanabilecek bir şey midir?

2) 11 Eylül 2001′de İsrail Başbakanı Amerika’da olacaktı. Aylar öncesinden tâyin edilmiş çeşitli randevuları ve resmî görüşmeleri vardı. Fakat hâdiseden bir gün evvel ânî bir kararla seyahatini iptal etmiştir. Ne dersiniz, acaba İsrail başbakanı, Yahudiler arasında pek yaygın olan büyücülükte mâhir bir kimse midir?!.

Buna, takdîrî bir delil daha ekleyebiliriz. O da şudur: Pentagon gibi Amerikan’ın ve hatta Dünya’nın en iyi korunan bir müessesesini böylesine tahrip etmek, Amerikan idâre ve siyâsetinin kılcal damarlarına kadar sızmış bulunan Yahudi’den başkasının becerebileceği bir iş midir?

Q33NY= Q33NY

11 Eylül Darbesi’nin yahudiler tarafından yapıldığını ispat öden bir internet yayını, baştaki rakam kulelere çarpan uçağın uçuş kodudur.

Bu gerçekleri, bugün Amerikan idârecileri -hiç şüphesiz- kâmilen bilmektedirler. Lâkin bunu bildiklerini izhâr ve ifşâ edemezler. Aksi halde çok büyük bir bedel öderler. Bu, bir zaman işidir. Bugün İsrail’le Amerika arasında -tıpkı bizimle olduğu gibi- “bir soğuk harp” başlamıştır. (3) Bunun sıcak bir şekle inkılâbı da gecikmeyecektir. Kanaatimizce, Amerika yakın bir zamanda İsrail’in yörüngesinden çıkacak ve bu durum onun Ortadoğu ve Dünya’ya bakışında büyük bir değişiklik husûle getirecektir. Bundan, başta Türkiye olmak üzere Âlem-i İslâm’ın pek büyük faydalar sağlayacağından şüphe edilemez.

Diğer taraftan İsrail de -becerebilirse- Amerika’yı üçe, beşe bölmeye çalışacak ve Onu Dünyaya hâkim süper bir güç olma mevkiinden uzaklaştıracaklardır. Onlar bir patronsuz duramazlar. Çünkü insanlığa karşı işledikleri cinâyetleri başka birine fatura etmek, târihî bir gelenekleridir. Bu patron, yakın gelecekte muhtemelen Çin olacaktır.

E- Uyanan Dev: Çin

Çin’in Dünyâ’nın gelecekteki siyâsetinde en nâfiz bir güç olacağı görüşünün bütün teferruâtı ile burada saded dışıdır. Bununla beraber, bu hususta çok kısa bir izâhâtı gerekli görüyoruz:

Çin‘in bu gün 1.6 milyar olan nüfûsunun, en az üçyüz milyonu kayıtdışıdır. Bunlar ailelerin ikinci çocuklarıdır. Çünkü âilelerin birden fazla çocuk yapmaları kânûnen yasaktır. Böyle olunca her türlü hak ve hukûktan mahrûm olan bu 300 milyon insan, gündelik haşlanmış bir avuç pirinç mukâbilinde, bütün gün çalışmaya mecburdurlar. Bu Dünya’da en ucuz bir “emek” demektir. Daha şimdiden makineden ziyâde, el emeğine dayanan istihsâl sahalarında Çin, Dünya’yı dize getirmiş bulunmaktadır. Mesela, Türk ve İran halıları, Çin’de aynı kalitede ve fakat fiyat bakımından dörtte bir, beşte bir fiyatına üretilmekte ve bütün Dünya’ya satılmaktadır. Şu anda Dünya piyasalarına İran veya Türkiye’nin halı satma şansı kalmamıştır. Çin’in el emeğine dayanan ma’müllerdeki bu korkunç dampingi halıya münhasır da değildir.

Buna ilâveten Çin’in, bugün, Amerikan Üniversiteleri‘nde okumakta olan 5 milyon gencinin bulunduğunu düşünmek, bu ülkenin yakın bir gelecekte ekonomik bir güç olarak ne duruma geleceğini anlamak için kâfîdir sanırız.

Çin, tarihte bizim ilk ve en ehemmiyetli komşumuzdur. Bugün de Türk Âlemi’nin en büyük bir parçası olan Doğu Türkistan’ı “Sinkiyank” (Yeni Hayat Ülkesi) adıyla esâreti altında inim inim inletmektedir. Böyle olduğu halde Türkiye’nin siyâseten Çin’e ve burada vâkî olmakta bulunan gelişmeye ilgisiz kalması şâyân-ı teessüftür. Halbuki Osmanlı Devleti ömrünü tamamlamasına az bir zaman kalmışken, Çin’le büyük ölçüde ilgilenmiş ve Sultan Abdülhamidmerhum, hilâfet siyâsetinin parlak bir zaferini bu alaka sayesinde temin etmişti. Şöyle ki; 1900 yılında Çin’de ortaya çıkan milliyetçilik hareketi, “Boxer” isyanı adıyla bilinen bir başkaldırma ile Batılı diplomatları büyük bir tedhîşe muhatab kılmıştı. İlk olarak cadde ortasında Alman Büyükelçisi Kettler ‘in öldürülmesi üzerine II. Wilhelm, Sultan Abdülhamid Han ‘dan yardım talep etmişti. Bu talebi, Çin’e müdâhale etmek için mükemmel bir bahâne olarak kullanan Sultan Abdülhamid, oraya bir heyet göndererek sükûnet telkininde bulunmuştu. Zira Çin’in o günkü beşyüz milyonluk nüfûsu içinde takrîben elli milyon Çin asıllı müslüman vardı. (4) Bunlar câmilerinde Cuma hutbelerinde Sultan Abdülhamid ‘in “halife” sıfatıyla adını zikrediyor ve ona duâ ediyorlardı. Abdülhamid ‘in Mirlivâ Enver Paşariyâsetinde gönderdiği bu heyet, Çin’e ulaştığında isyan yatışmış olmakla beraber her tarafta onun sükûnet telkin eden fermanı Çince olarak duvarlara asılmış ve Abdülhamid bu müdâhale sonunda Pekin’de komünist ihtilâline kadar devam etmiş bulunan “Pekin Hamidiye İslam Üniversitesi ” adıyla bir müessese kurmuştur.

Daha sonra 1904 yılında Japon-Rus harbi vesîlesiyle de Türkiye, Uzakdoğu’yla alâka kurmuş ve Japonlar’ın Rusları mağlub edip okyanusa açılan bütün gemilerini batırmış olmasından büyük bir memnûniyet duymuştu. Bugün bize ne oluyor ki, uyanan bu devi alâkasız nazarlarla takip etmekten nefsimizi müstağnî addediyoruz. Sadece Doğu Türkistan’da cârî olan Çin zulmü bile türk ve müslüman olarak Çin’i hassâsiyetle takip etmemizi gerektirmez mi? Kaldı ki, buna ilâveten yeni ve müdhiş bir sebeb zuhûr etmiş bulunmaktadır:

Yahudiler beynelmilel arenada icrâ edegeldikleri ifsad ve ihânetleri daima bir süper gücün arkasına saklanarak onun desteği vasıtasıyla yapmışlardır. 19. asır boyunca İngilizler’i ve 20. asırda Amerika’yı kullanan yahudiler, 21. asırda Çin’le birlikte hareket etmeye hazırlanmaktadırlar. Bu demektir ki, Çin yahudi desteğini de arkasına alarak bu asra damgasını vuracak bir “süper güç” olacaktır. Amerika ise orada yahudilerin çıkaracağı bir fitne sebebiyle eyâletler arası kavgaya sürüklenecek, binnetice üçe-beşe bölünecektir. Süper güç olmaya hazırlanan AB ise sıkı bir sûrette yahudi takibine mâruzdur ve azamî onbeş-yirmi sene sonra çatırdayıp parçalanmaya mahkûmdur.

Daha şimdiden yahudi sermayesi Amerika’dan Çin’e intikal etmeye başlamıştır. Bu intikal kemâle erince Dünya yeni bir şekil alacaktır. Nevi şahsına münhasır bir tarih mirasına mâlik olan Türkiye’den başka Dünya’da hiçbir milletin bu gelişmeye mukâbil bir süper güç olma vasfıyla karşı koyma şansı yoktur. Zira Türkiye için arzettiğimiz:

a- Âlemşümûl mefkûrenin geri gelişi,

b- Stratejik imkânları hâiz bir ülke

c- Nüfus gibi faktörler İslâm Dünyası’nda da hatır ve hafsalaya sığmaz bir gelişme kaydetmiş durumdadır. Yahudi siyâsî emellerine bağlı olarak İngilizler vâsıtasıyla bu âlemde gerçekleştirilmiş olan parçalanma ve bundan doğan zaaf Türkiye’nin İslâm’a meyletmesiyle kolayca aşılacak ve “başsızlık belâsı” nın bütün menfî neticeleri bertaraf olacaktır. Bu kaderin bir hükmüdür ki, biraz aşağıda fiilî delilleriyle izah olunmuşutr.

Diğer taraftan Çin’in hemen yanıbaşındaki Hindistan da 1 milyarlık nüfusuyla (5) Dünya ekonomik hayatı için ciddî bir tehlike arz etmektedir. Üstelik bu ülke sanayini de kurup, tamamlamıştır.

Amerika‘nın Afganistan‘a yerleşmek husûsundaki kararlılığının derûnî sebeplerini kavrayabilmek için, Çin ve onunla birlikte Hindistan‘ın vâd ettiği geleceğe dikkat etmek lâzımdır.

Amerika, gerek Çin’in, gerekse Hindistan’ın nüfûsunu yakın bir gelecekte “mikrop harbi” yle azaltma plânı peşindedir. Çin’i bir milyarın Hindistan’ı ise beş yüz milyonun altına indirilecek tedbir “şarbon mikrobu” hâdisedinde sâbit olduğu üzere miktrop üretimiyle gerçekleşcektir İnsan üzerinde öldürücü bir tesiri olan şarbon mikrobunu Amerikalılar’ın neden üretip depoladıklarını başka türlü izah mümkün değildir. Onun Afganistan’ı bir üs olarak seçmesi bu maksada bağlıdır. Batılılar, aynen yahudilerde olduğu gibi kendilerinden olmayanları acımak ve onları insan yerine koymak temâyülü nice zaman dan beri mefkuttur. Vaktâki Amerikan yerlisi kızılderililere tatbik ettikleri îtisaf (yok etme) ile bu iddiâmız sâbit ve gerçektir.

Siyonizmin, masonluğu da kullanarak bu kadar büyük bir nüfûsu yönlendirebileceğini kolay kolay söylemek mümkün değildir. Bununla beraber onlar bu şansı, -aynen Japonya misalinde olduğu gibi- denemekten geri kalmayacaklardır. Şimdiden görünen odur ki, Siyonistler geçen asırda nasıl İngiltere‘den Amerika‘ya intikal ettilerse de bu defa da benzer bir mecburiyetle karşı karşıya geleceklerdir. Zira Amerika‘daki şans ve nüfûzlarını -umûmî efkâr baskısıyla- kaybetmeye başlayacakları muhakkaktır. Bunun sebebi şudur:

Yıllardan beri Ortadoğu’da siyonizmin oynamakta olduğu meş’ûm rol, Onun nâfiz olduğu propaganda vasıtalarıyla setredilmekte ve İsrail, aslında bir kurt olduğu halde kuzu postuna büründürülmekteydi. Lâkin bugün televizyonun yaygınlaşması sebebiyle, İsrail zulümleri, her Allah’ın günü bütün Dünya halkınca canlı ve müşahhas bir sûrette seyredilmekte ve zihinlerde yerleşmektedir. İsrail propagandası ise bu zulümleri setretmek veya ters yüz etmek husûsunda ilk defa kifâyetsiz kalmış bulunmaktadır.

Bilhassa Amerika’da gelecek ilk seçimde adaylar, son seçimdekinin aksine olarak Yahudi desteği aramayacaklardır. Aksine umûmî efkârın gönlünü kazanmak için yaygın ve cesur bir şekilde -muhtemelen- Yahudilerin ve Siyonist emellerin aleyhlerinde konuşacaklardır. Bundan şikâyet edenlere verilecek cevap daha şimdiden hazırdır:

“-Böyle yapmasam, seçim kazanma şansım yoktur!”

Bu, karısı sabataist, kendisi de 30 yıllık siyâsetiyle mâlum bir şahsiyet olan Ecevit‘e bile Filistin’deki son hadiseler için“soykırım” dedirten bir mecbûriyettir. Şimdilik, kendisi için şeref teşkil etmeyecek bir sûrette geriye adım atmış olsa bile, onu aklen ve vicdânen bu sözleri söylemeye icbâr eden umûmî efkâr baskısıdır ki, yakın bir gelecekte bunu her ülkede, her siyasî lider kabullenmeye mecbur kalacaktır. Dünya umûm-ı efkârını yüzyıllardan beri aldatagelen Siyonizmin îcâdı olan son katliâmlar -kaç mâsum müslümanın hayatına mâl olursa olsun- İslâm’ın, Türklük’ün ve bütün insanlığın gözlerini açmak bakımından kâr hanesi, zarar hanesine kat kat fâik olan bir keyfiyettir. Daha şimdiden Siyonizm propagandası, bu hadiseler sebebiyle tarihte ilk defa olarak âciz kalmış ve iflâs etmiştir.

Dipnotlar

(1) Avrupa Birliği, Katolik Hristiyan Âlemi’nin, Beyne’l Milel Siyonizm karşısında ayakta kalmak düşüncesinden doğmuş bir siyâsî harekettir. Bundan dolayıdır ki, buna vücûd veren milletlerarası vesîka Roma’da tanzim ve imza edilmiştir.

Bu kuruluş gayesi sebebiyledir ki, Amerika ile Avrupa Birliği’nin hem siyâsî, hem de iktisadî menfaatleri çatışmaktadır. Böyle olduğu halde, Türki ye’nin hem Avrupa Birliğine girmeye çalışması ve hem de Amerika’yla beraber olmak gayreti peşinde koşması ciddî bir tezattır. Bu tezat dolayısıyladır ki, başlangıçta bütün muhafazakârlar AB’ye karşı idiler. Bu satırların yazan da, bundan 30 sene evvel bu istikâmette fikirler serdetmiş bir kimsedir. Fakat ne hazindir ki, bu gün ülkemizde “insan haklan” sahasında vâkî olan gerileme sebebiyle, dindar insanlar da AB’ye taraftar duruma geldiler. Aslında doğru olan şudur:

Başlangıçtaki gibi AB’ye karşı bir siyâset takip etmek lâzım gelir. Ona dâhil olmaya çalışmak yanlıştır. Bunun Ermeni meselesi ve Yunan münasebetleri gibi çok ciddî ve burada izahı imkânsız sebepleri vardır.

Bilhassa Ortadoğu’da siyâsî ve iktisadî bakımdan Amerika ile AB karşı karşıyadır. Bizim için doğru olan AB Devletleri’yle münâsebetlerimizi mümkün olduğu nisbette iyi bir seviyede tutmaya çalışarak, Amerika’ya paralel yürümektir. Üstelik yakın bir gelecekte, Amerika’nın İsrail’in güdümünden çıkacağına muhakkak gözüyle bakılmalıdır. Bu devletin Ortadoğu’da vaktiyle İngilizler tarafından tayin edilmiş hududları değiştirmek hususundaki siyasetini önlemek kaabil değildir. Öyleyse kendi menfaatimizi kollayarak onunla beraber hareket etmeliyiz. Zira Türkiye’nin Güney hududlan anormaldir. Milyonlarca Türk ve hassaten Musul petrolleri o zaman kasden hududlarımız dışında bırakılmıştır. Ortadoğu’da Amerikan siyasetine paralel yürüyerek Güney hududlarımızdaki bu anormalliği düzeltmek için bugün tarihî bir fırsat zuhur etmiştir. Buna, Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti kurulmasına müncer olabileceği düşüncesiyle karşı çıkanların görüşleri yanlış ve Türkiye’nin menfaatlerine zıddır. Zira asıl, Amerika ile işbirliğinden çekinmek “Kürt Devleti” oluşumunun şansını artırmaktadır.

Unutmamak gerekir ki, bugün Kuzey Irak’taki Kürt oluşumunun ba şında nöbetçi gibi ve tetikte bekleyen bir Türk tümeni mevcuttur. Böyle bir oluşumdan korkmak, Türk ordusunun kuvvet ve kudreti kadar, milliyetçi ya pısını da tanımamaktır. Doğru olan, Amerika ile anlaşarak Irak’ta vâkî olacak bir ameliyattan istifâde ile Mîsâk-ı Millî’ye dâhil olan Musul vilâyetimizi ve orada meskûn 4-5 milyonluk mağdur ırkdaşlarımızı kurtarmaktır. Hudud dü zeltme fırsatı, nadiren zuhur eder. Bu ise, kapımıza gelip dayanmış büyük bir fırsattır. Bunu yalnız ve yalnız Amerika’ya paralel bir siyasetle değerlen dirmekle mümkündür.

AB ise, Hıristiyânî bir taassubla aslında maskeli bir Ermeni Hareketi olan PKK’yı desteklemekten asla vazgeçmeyecek ve Yahudi emellerine bağ lı bir sâikle bizi bünyeleri dâhiline asla kabul etmeyecektir. Burada böyle özet bir surette ifade ettiğimiz bu gerçeklerin de ileride tafsilâtına imkân zu hur edeceği ümid ve temennisiyle, şimdilik bu kadarla iktifa ederken 34 sene evvel bu mes’ele hakkındaki görüşümüzün bu gün bir kehânet gibi ger çekleştiğini gösteren şu satırları dikkatlerinize arz edelim:

“…Milletler için asıl ehemmiyetli maddî sükût ve yükselişler değil, manevî sükût ve yükselişlerdir. Çünkü madde sahasında sür’ at fazladır. En fakir bir memlekette aniden zuhur eden mesela bir petrol o memleketi bir günde servete boğabilir. Bunun aksi de mümkündür. Fakat manevî kayıpların tela fisi ve bir milletin sukut eden ahlak ve maneviyatının yeniden yükseltilmesi gayretli, ferasetli ve sabırlı çalışmalarla uzun zamana mütevakkıftır.

Binâenaleyh Ortak Pazarın -tabii ona dahil edilirsek muhafazakarlar tarafından vârid-i hatır görülen maddî yıkımı bizce temenniye şayandır! Zi ra bu takdirde halk efkarınca kavranması daha kolay olan maddî ve müşahhas zararlara karşı vücûd bulması melhuz olan aksülamel, Türkiye’yi garblılaşma istikametinde sürüklendiği bu çıkmazdan ric’ate icbar eder ve bu su retle de daha yavaş bir şekilde ortaya çıkacak olan manevî kayıplarımız ta hakkuk etmeden felâket atlatılmış olur.” (Bkz. Lozan Zafer mi, Hezimet mi? C. l, İstanbul 1970, s:84)

Şimdi insaf ile söyleyiniz, 34 sene evvel söylenmiş olan bu sözler bugün gerçekleşme noktasına gelmiş değil midir? İşte maddî yıkım ortada!.. Bizi AB’nin “Gümrük Birliği”ne almakta tereddüt göstermeyenler bizzat AB’ye kabul etmekte neden bu kadar ayak sürtüyorlar, dersiniz?!

Bence muhafazakârların başlangıçta AB’ye karşı çıkmakta istinâd ettikleri temel sebebler bugün de geçerliliğini muhafaza etmektedir. Bu husustaki tavır değişikliği “papaza kızıp oruç bozmak”tan farksız bir şaşkınlıktır. Aslında Türkiye bu noktayı itinayla tesbit edip, haricî siyasetini AB’ye aleyhtar, Amerika’ya lehtâr bir raya oturtmaya mecburdurlar. Bunu yapmamak, büyük bir istikbâle namzed olan Türkiye’nin geleceğine telâfisi imkânsız zararlar verecektir.

AB’nin bizi kendi bünyesine kabul etmek istemediği halde istiyormuş gibi görünmesi, başka bir âleme baş olabilme hususundaki tarihî ve fiilî imkânımızdan korkulmuş olmasındandır. Çünkü böyle bir şans, sadece azametli bir tarih mirasına sahip olan Türkiye’de mevcuttur. Bu şansı kullanmak başta Bu ti Âlemi olmak üzere İsrail’in menfaatine ters düştüğü içindir ki, bizi AB kapısında nisbî bir ümidle bekleme siyasetine âmil olmaktadır. Bundan birkaç sene evvel filizlenen bir temayül olarak “D8″ler hareketi Batıya bizim geleceğimiz hususunda derin bir korku ve endişe îrâs etmiştir. O hareketin îkazıyladır ki, bizi oyalayıp zaman kaybettirmeyi prensib haline getirmişlerdir.

(2) Yahudilerin, Kuzey Irak’taki Kürt hareketini Molla Mustafa Barzânî zamanından beri silah ve nakit sûretiyle ne büyük ölçüde desteklediklerini anlayabilmek için, bundan 30 sene evvel Hulûsî Turgut imzasıyla yayınlanan “BarzânîDosyası” (İstanbul-1969) isimli esere kısaca göz atmak ye terlidir.

Şimdi bu desteğin çok ehemmiyetli bir sebebi daha olduğu ortaya çıkmıştır: Dünya’da dörtyüz bin kürtçe konuşan yahudinin mevcudiyeti öğreni lince bunların kökenleri araştırılmış ve aslen yahudi oldukları sabit olmuştur. BilhassaBarzânî ailesinin haham yetiştirmekle ünlü yahudiler oldukları hem bizde, hem Batı’da müdellel bir şekilde ortaya konulmuştur. Ancak “Barzânî” bir mahallî yer isim olduğu ve “Barzânî” demek de “Barzanlı” mânâsına geldiği cihetle bu soyadını taşıyanların tamamının yahudi asıllı olduğu sanılmamalıdır.

1930′larda Ağrı dağında Türkiye’ye karşı isyan çıkarmış olan Molla Mustafa Barzânî muvaffak olamayınca Rusya’ya geçmiş ve Ruslar kendisini harp akademisinde okutarak Kızılordu’da albay rütbesine yükselttikten sonra en müsaid gördükleri Kuzey Irak’a göndermişlerdir. Zira Ruslar, eski Ermeni meselesinin yerine kurt meselesini ikaame etmişler ve Türkiye’yi bunlarla bölerek Akdeniz’e çıkma gayesini gerçekleştirmek istemişlerdir. Ancak Irak, İsrail’le muharib olduğundan bu ülke için bir başağrısı olan “Kürt Gailesi” binnetice İsrail’in işine gelmiş ve İsrail tarafından desteklenmiştir. Bununla beraber şimdi anlaşılmaktadır ki, bu desteğin asıl sebebi bu ailenin aslen yahudi olmasıdır. Kendisi de bir yahudi olan Prof. Dr. Yona Sabar, yazdığı kitapta (The Folk Literatüre of the Kurdistani Jews: An Anthology= Kürdistan Yahudilerinin Halk Edebiyatı: Antoloji) Barzaniler’in yahudiliğini isbat etmiştir. Müdekkik Türk yazarlarından Ahmed Uçar ise Osmanlı arşivinde bu bilgileri te’yid eden bir çok vesika bulup yayınlamıştır.

Kuzey Irak’taki Kürt oluşumu ile İsrail’in yakın alakasını isbat eden birkaç anekdotu dikkatlerinize arz etmek isteriz:

“İlk önemli temas ise 1964 yılında gerçekleşti. O zamanlar Savunma bakanı yardımcısı olan Şimon Peres kurt hareketi içinde önemli bir yere sahip olan ve uzun yıllar kürtlerin Avrupa temsilcisi sıfatını taşıyan Dr. Kamuran Ali Bedirhan ile gizlice bir araya geldi. Bedirhan, 1940′lı ve 50′li yıllarda İsrail adına ajanlık yapmıştı….” (Bakınız: Cevat Eroğlu, a.g.e., s: 83)

“Aynı yıl jçinde zamanın üst düzey Mossad görevlilerinden David Kimche’nin yanında bir grup gizli servis görevlisi, gizlice Irak’a geçerek Kürtlerle yeni ve daha kapsamlı bir görüşme daha gerçekleştirdiler.Ertesi yıl, İsrail kabinesinde yer alan ve 6ski bir Miyah B (Mossad’ın yahudi göçmenleri ile ilgili kolu) görevlisi olan Aryeh (Lova) Eliav, katır sırtında yaptığı maceralı bir yolculukla Kürt ayaklanmacıların karargâhına vardı. Eliav, eli boş da gelmemiş, yanında kapsamlı bir heyet ve hatta bir de 3 doktor ve 3 hemşireden oluşan bir “seyyar hastane” getirmişti. Bağdat hükümetine kar şı savaşırken yaralanan kürtler tedavi olsun diye. Eliav burada isyanın lideri Molla Mustafa Barzânîyle görüşmüş, hatta ona Knesset’in yedinci çalışma döneminin başlaması nedeniyle piyasaya sürülen altın bir madalyon hediye etmişti. Kuzey Irak dağlarında yapılan bu görüşme, “İsrail’in, Kürt Devleti ve halkının kalkınması için askerî, ekonomik ve teknik yardım verme isteği” etrafında şekillenmişti.” (Cevat Eroğlu, aynı yer)

“Sözkonusu rapora göre, Zamir, en azından bir kez Barzani’yi Kuzey Irak’taki karargâhında ziyaret etmiş ve ondan Bağdat hükümetine karşı yürü tülen saldırı ve sabotajların dozunu artırmasını “rica” etmişti. Bunun yanında, Irak’taki yahudilerin İsrail’e gizlice göç edebilmeleri için de Barzanî’den yardım istenmişti. Bu tür “ricâ”ların hepsi, Barzanî tarafından olumlu karşılanıyor, İsrailliler de her ay düzenli verilen elli bin dolarlık yardımların dışın da, ekstra elli binlik“pakef’ler veriyorlardı kürtlere…” (Cevat Eroğlu, a.g.e., s: 84)

“İsrail’in Kürtlere giderek artan desteğinin en sembolik göstergeleirnden biri, ‘67 eylülünde kurt hareketinin lideriMolla Mustafa Barzanî’nin İsrail’e yaptığı ziyaretti. Moşe Dayan’a hediye olarak bir Kürt hançeri getiren Barzanî,Yahudi Devleti’nde oldukça sıcak bir biçimde ağırlandı. Bu ziyaretin uyandırdığı yankılar, Kuzey Irak’taki Kürt isyanında İsrail’in parmağının var olduğu gerçeğini siyâsî gündeme taşımaya başladı. 1969 Martında Ker kük’teki petrol rafinerilerine düzenlenen saldırının gerçekte İsrailli askerî danışmanlar tarafından planlandığı ve yönetildiği hemen herkesçe biliniyordu. Mısırlı ünlü gazeteci Muhammed Hasaneyn Heykel’in ulaştığı ve açıkladığı bilgilerde, 1971′de Kürdistan’daki israilli subayların İsrail ile düzenli bir telsiz bağlantısı içinde olduklarını ve Irak içindeki istihbarat ve sabotaj faaliyetlerini organize ettiklerini ortaya koydu. İsrail’in Kürtler’le olan ittifakı, dönemin Irak basınında da yoğun biçimde konu edilmişti. Barzanî ikinci olarak 1973 yılında İsrail’i ziyaret etti. Bu ziyaretinde de, ilkinde olduğu gibi, 1950 ortalarında İsrail’e göç etmiş Kürt musevîsi David Gabay’in evinde kalmış, hediye olarak da Moşe Dayan’ın eşi için altın bir kolye getir mişti.” (Cevat Eroğlu, a.g.e., s: 85-86)

(3) Burada şunu ifâde etmek isteriz ki, Siyonistlerle bizim aramızdaki tarihi çok eskiye giden bu soğuk harb, bugün bile hâlâ ve daha dehşetli bir sûrette berdevamdır. Bu harbin, kısa söylemek gerekirse üç veçhesi mevcuttur. Şöyle ki:

a) “İslâmî hareketi, bir muvazaa mantığına oturtarak mahrekinden çıkarmak”, Siyonistlerin Türkiye’de oynadıkları en meş’um bir oyundur. İs lâm’ın muhtevasını boşaltarak onu muâmelâtsız bir din haline getirip mâbe-

Bir de şu bilgiyi dikkatlerinize arz edelim: “ABD” 11 Eylül’de New York ve Washington’a düzenlenen ve binlerce kişinin hayatını kaybettiği kamikaze saldırılarından Usame bin Ladin’i sorumlu tutarken, ABD askeri istihbarat kaynaklan, bu olayın İsrail istihbarat örgütü MOSSAD ile bağlantısı olduğuna dâir açıklamalar yapıyorlardı. Ancak bu konudaki haberlere, ABD Savunma Bakanlığı tarafından derhal ambargo konuldu.

Adının açıklanmasını istemeyen bir ABD askerî istihbarat yetkilisi, 13 Eylül’de Kanada basınına, detayları ortaya çıkan bir istihbarat notunun, Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon’a düzenlenen saldırıların, MOSSAD bağlantılı olduğuna işaret ettiğine dâir haber sızdırdı. Askerî istihbarat yetkilisi, ABD iç istihbarat notunun (intihar saldırısından) dört hafta önce yayınlandığını ve Amerikan topraklarında, Amerikan çıkarlarına açık terörist saldırılar yoluyla kamuoyunu Filistinli Araplara karşı çevirerek, Filistin’e karşı şiddetli ve büyük ölçekli bir askerî saldırıya yeşil ışık yakılmasına âlet edilmesi tehlikesine işaret eden bilgiler içerdiğini doğruladı.

11 Eylül saldırısı, uzmanlar tarafından bir terörist grubun tek başına gerçekleştiremeyeceği kadar karmaşık olarak tanımlamıştı. İsrail istihbarat ope rasyonları uzmanı David Stern, konuyla ilgili yorumunda, “Bu saldın yüksek seviyede bir askerî dikkat ve gelişmiş istihbarat kaynaklarına ihtiyaç gös terir. Ayrıca saldırganların Hava Kuvvetleri tek uçuş operasyonlarım, sivil havayolu uçuş rotahrım ve Washington gibi hassas Amerikan şehirlerine hava saldın taktiklerini çok iyi tanıyor olmaları gerekir.” ifadesini kullanırken…” (bkz. Tarih ve Düşünce Dergisi Ekim 2001 tarihli nüsha) de hapsetmek ve zihinlerde onun salâbet ve sağlamlığı hususunda bir şüphe husule getirmek istikametindeki faaliyetler, hep bu plânın bir icabıdır. Her gün televizyonlarda müşâhade edegelmekte olduğumuz bir takım acemî piyonların telkîn ve teşvişleri, bu büyük plânın bir parçasıdır. Bu dehşetli ihanet, İslam Tarihinde emsali asla görülmemiş olan, sinsi bir içten baltalama hareketidir.

Globalleşen Dünya’da, İslâm’a yeni bir rol biçilmiş, onu, kolunu kanadını kırarak mabede hapsetmek istikâmetinde bir hareket plânlanmıştır ki, “Diyalog” adıyla tezgahlamaktadır.

b) Siyonizmin bize karşı icra etmekte olduğu ihanetin ikinci ve ehemmiyetli veçhesi, nüfus meselesidir. İsrail’in müstakbel menfaati bakımından Türkiye’nin artan nüfusundan endişeye kapılanlar, ülkemizde bir “nüfus plânlaması hareketi” başlatmış ve neticelen binde 24 olan nüfus artışını, bugün binde 12 civarına düşürmek başarısını elde etmiştir. Bu hareket için “Rockfeller Vakfı” nın ülkemizde senede, 2 milyar dolar sarf etmekte olduğunu düşünmek bu bâbdaki vahameti kavramak için kâfidir.

c) Bu soğuk harbin üçüncü veçhesi, ekonomiktir. Bu sahada olup bitenler bilhassa bugün herkesin gözü önünde cereyan etmekte, fakat Türk umûm-i efkârı, bu çöküşün temel sâikini bilmemektedir. Bu hususu kâfî derecede delillendirmek ise bir dipnotun hacmiyle kâbil-i te’lif olmadığı cihetle bu kadarla iktifa ediyoruz.

(4) Çin kaynaklan, oradaki müslümanların sayısını ittifakla olduğunun çok altında göstermektedir. Gerçi Çin’de ciddî bir nüfus sayımı yapılmış değildir. Ama yukarıda bahsettiğimiz “Boxer” isyanı sebebiyle Çin’e giden Türk heyetinin Sultan Abdülhamid Han’a verdiği rapor, Çin’deki müs-lümanlar ve onların sayıları hakkında şu bilgiyi ihtiva etmektedir:

“İslâmiyetin Çin’e girişi. Peygamberimizin yakınlarından Ebu Vak- kas’m himmeti ile olmuştur. Çin’de ilk cami, güney Çin’deki Kanton vilâyet merkezinde inşâ edilmiştir. Çin’in kuzeydoğu bölgesindeki Kansu ve Shensi illerinde, yirmi milyondan fazla müslüman vardır. Burası, Doğu Türkistan’a bitişik olduğundan, İslâmiyet’in Çin’de yayılmasına vesîle olmuştur. Çin’in diğer vilâyetlerinde de az çok müslüman mevcuddur. Bazılarına göre, bütün Çin’de elli milyona yakın müslüman olduğu belirtilmektedir.” (Taha Toros, Milliyet Gazetesi, 19 haziran 1972, s: 7)

1900 yılında Çin’in nüfusu beş yüz veya altı yüz milyon civarında tah min olunmaktaydı. Bugün Çin’in nüfusu 1.6 milyar olduğuna nazaran, oradaki müslümanların adedini yüzmilyonun üzerinde farzetmek yanlış ol maz. Bu rakama tamamı türk ve müslüman olan Doğu Türkistan halkı dâhil değldir. Bunlar Çin ırkından insanlardır.

Duyuru içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Geleceğin İstanbul’u yazısı


Dış Politika
M.Necati Özfatura
necati.ozfatura@tg.com.tr
10 Mayıs 2011 Salı

Geleceğin İstanbul’u

Başbakanın açıkladığı “Kanal İstanbul”un detayları da konuşulmaya başlandı. Buna göre, İstanbul Boğazındaki 3 köprünün bağlantı yolları İstanbul Kanalının üzerinden geçecek. Kanal tahminen 40 kilometre uzunlukta, 105 metre genişliğinde ve 25 metre derinliğinde olacak.
İstanbul Kanalının maliyeti 10 milyar doları bulacak. 152 milyon metreküplük hafriyatın maliyeti 4.5 milyar TL. Kullanılacak beton 7 milyon 875 bin metreküp maliyeti 788 milyon TL. Kullanılacak demir 1 milyon 395 bin ton Maliyet 2 milyon TL. Hafriyat ile Karadeniz’de bir suni ada ve bu adada havaalanı düşünülüyor. Osmanlının Karadeniz’i Marmara’ya bağlama hayalini Başbakan Erdoğan İNŞALLAH gerçekleştirir. Çatalca ve Silivri hattı yerine Kemerburgaz-Gümüşdere’den Olimpiyat Stadı-Başakşehir ya da Altınşehir yakınında Büyükçekmece güzergâhı olabilir. Arazi düzdür. Çatalca-Silivri arasında Istranca Dağları vardır. İstanbul Kanalının İstanbul Boğazının akıntısını değiştireceği ve İzmir Körfezinin kirleneceği görüşünün gerçek dışı olduğunu bakanlık açıklamıştır.
Marmaray Projesini tarihî çanak ve çömleklerle 4 yıl geciktirenler İstanbul Kanalı için de aynı taktiği yapabilir. İstanbul Boğazı altında tünel projesi Sultan 2. Abdülhamid Han’ın projesi idi. 1856’da proje hazırlanmış idi. Savaşlar sebebi ile gerçekleşmedi. Bu projeyi çok sayıda kişi ve kuruluş sahiplendi. Mühim olan icraattır. Varsayalım İslam Ortak Pazarı gerçekleşmiş olsa; bu konuda yüzlerce yazı yazan ben, bu projenin sahibi mi sayılacağım? Şu güne kadar birçok defa gündeme gelen böylesine bir proje İNŞALLAH bu defa gerçekleşir. Artık İstanbul 7 tepe, 1 ada, 2 yarımada, 3 havaalanı, 3 Boğaz köprüsü olarak sayılacak. Ada İstanbul Boğazı ile İstanbul Kanalı arasında kalan kısım olacak. (Avrupa Adası) Kanaldan günde 150-160 gemi geçecek. Süveyş Kanalından günde 55, Korint Kanalından 30, Panama Kanalından günde 38 gemi geçiyor…
İstanbul Kanal projesi yurt içi ve dışında geniş akis meydana getirdi. Başbakanın hayal gücü normalin üstündedir. Projeye karşı çıkanlar orman arazileri ve su havzalarının rant olacağını, ekolojik dengenin zarar göreceğini ve İstanbul nüfusunun 30 milyona çıkacağını ileri sürmektedir. Montrö Anlaşması yürürlükte olacaktır. Bir projeden sonra Akşehir-Eğirdir-Beyşehir Gölleri birleştirilerek Akdeniz’e ulaştırılması gündemdedir.

Duyuru içinde yayınlandı | Yorum bırakın

WİKİLEKS DE BİŞEYMİ,ECHELON A BAK


BİR ARAŞTIRMA YAZISI’NDAN …

Dünya çevresinde dönen 100’ü aşkın uydusuyla telefon, faks, e-posta trafiği, uydu sinyalleri ve uzayda dolaşan tüm haberleşme trafiğini dinlesin! İşte böyle bir sistemi tanımaya başlıyoruz. Kod adı; Echelon! Tüm şüphelere, zaman zaman eski ajanların itiraflarına rağmen kurucu ülkeler tarafından varlığı hiçbir zaman kabul edilmedi. 6 Eylül 1960’da Rusya’ya iltica eden Bernon Mitchell ve William Martin adlı iki ABD ajanı, Ulusal Güvenlik Ajansı’nda (NSA) görev yaptıklarını belirterek, bu kuruluşun en az 40 ülkenin haberleşmesini dinlediğini açıkladılar. Şaşırtıcı olan, dinlenen ülkeler arasında Echelon sistemine üye olan ve sistemin aynı zamanda kurucusu olan ülkelerin de olmasıydı. Biri bizi gözetliyor! Echelon’un varlığı resmi olarak ise ilk kez, 23 Mayıs 1999′da Avustralya, Canberra’daki Savunma Sinyalleri Müdürlüğü (DSD) başkanı Martin Brady’nin yaptığı bir açıklamayla kabul edildi. Brady, bu açıklamayla, ülkesinin yaklaşık 50 yıldır varolan ve gizlenen küresel bir elektronik izleme sisteminin parçası olduğunu kabul eden ilk kişi oldu. Bu açıklamadan önce Avrupa Birliği, konu hakkındaki iddiaları araştırmaya çoktan başlamıştı bile. Avrupa Parlamentosu, Echelon’la ilgili iki rapor hazırlattı. Bunlardan ilki 1988’de yayınlandığında Avrupa’da soğuk duş etkisi yaptı. Rapora göre ABD, Avrupa’daki telefon, faks ve e-posta haberleşmelerinin yüzde 90′ını denetliyordu. Raporun açıklanmasının ardından İtalyan hükümeti Echelon’un bilgi toplama yöntemlerinin İtalyan kanunlarına aykırılığının incelenmesi için bir komisyon kurdu. Danimarka Parlamentosu da benzer bir araştırma başlattı. Ve 1999′da, ABD’deki elektronik mahremiyet örgütü EPIC, Echelon’un faaliyetleriyle ilgili olarak ABD hükümetini dava etti. AB de Echelon’a özendi, Enfopol doğdu Konuyla ilgili ikinci rapor, 1999 yılında gazeteci Duncan Campbell’e hazırlatıldı. Sistemin ayrıntıları bir bir ortaya çıktıkça ne kadar büyük bir şebeke ile karşı karşıya olduğunu anladı Avrupa. Uydular aracılığıyla yapılan tüm iletişimin dinlendiği, internetin de bundan nasibini aldığı öğrenildi. Sistem, yeraltı ve denizaltı haberleşme kabloları ile telsiz haberleşmesine müdahale ediyor, büyükelçiliklere gizli dinleme aygıtları yerleştirilmesi yoluyla da geleneksel yöntemler kullanmaktan da geri kalmıyordu. AB raporunun hazırlanmasının ardından ABD’nin dünyayı dinleme faaliyetlerinin bir benzerinin Avrupa Birliği tarafından da gerçekleştirilmesi için bir proje yürürlüğe konuldu. Enfopol adı verilen proje ile Echelon’a ciddi bir rakip çıkarmak isteyen AB, bu konudaki çalışmalarını günümüze gelene kadar bir hayli ilerletti. Özellikle Avrupa’dan yükselen muhalefete rağmen Avrupa Birliği projede geri adım atmadı. Günümüzde Enfopol’le ilgili dışarıya pek fazla bilgi sızmış değil. Çalışmalar büyük bir gizlilik içinde sürdürülüyor. Savaştaki işbirliğini barışta(!) da sürmeliydi! Echelon’un doğuş sürecine göz attığımızda Nazi Almanya’sına karşı İkinci Dünya Savaşı’nda ittifak halinde olan İngiltere ve ABD’nin, istihbarat konusundaki birlikteliklerini savaştan sonra da sürdürmek için UKUSA (İNGİLTERE-ABD) adıyla bilinen bir işbirliği anlaşması imzaladıklarını görüyoruz. Bu anlaşmaya 1947’de ABD adına NSA, İngiltere adına da İngiliz Devlet İletişim Karargahı (GCQH) imza koydu. Ne de olsa iki ülke savaşta birbirlerini yakından tanıma fırsatı bulmuştu. İngiliz matematikçi Alan Turing ve ekibi, Alman şifre makinesi Enigma’nın şifresini çözerek büyük bir iş başarmış, İngiltere şifrenin anahtarını Amerikalılara vermişti. Bunun altında kalmayan Amerikalılar da Japonların askeri şifrelerini çözerek İngilizlere verdi. İki ülke bu yolla düşmanlarının radyo haberleşmelerini dinlediler ve yüz binlerce gizli mesajı çözdüler. Her ülkenin kendi dinleme bölgesi var UKUSA anlaşmasıyla ilk etapta İngiltere ve ABD’nin ortak olduğu Echelon sistemine daha sonra İngiliz Uluslar Topluluğu üyesi Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın elektronik istihbarat birimleri katıldı. İlerleyen zamanlarda Batı Almanya, Danimarka, Norveç ve Türkiye de UKUSA kapsamına “üçüncü ülkeler” olarak dahil oldu. Katılan ülke sayısı artınca da İngilizce konuşan beş ülke dünyanın çeşitli bölümlerindeki haberleşmeyi izlemek üzere işbirliği yaptı. İngiltere, Afrika ile Urallara kadar Avrupa’yı, Kanada, Kuzey enlemleri ve kuzey kutbundaki bölgeleri, Avustralya ise Okyanusya’daki iletişimi izleme sorumluluğunu üstlendi. Türkiye’de iki Echelon üssü var Bu noktada madem Türkiye de bu sisteme üye ülkelerden biri, ülkemizde Echelon neler yapıyor diye düşünebilirsiniz. Bu aşamada Türkiye’deki Echelon üslerinde görev yapan eski NSA ajanı Wayne Madsen’a kulak vermek gerekiyor. Madsen 2001 yılında yaptığı açıklamalarda, Türkiye’de halen iki Echelon üssünün faaliyette olduğunu, bu iki üsten, İran, Irak, Kafkaslar ve Rusya’nın iç bölgelerinin izlendiğini, radar imajları, radyo sinyalleri ve telemetri gibi faaliyetlerin yürütüldüğünü açıkladı. Ajan Madsen, Türkiye’de daha çok NSA üssünün bulunduğunu, ancak sayının ikiye indirildiğini ve diğerlerinin Türkiye’ye devredildiğini anlatıyordu. Madsen’ın ifşaatlarından Türkiye’nin ABD ile ne derece sıkı iyi ilişkiler içinde olduğunu öğreniyoruz: “Yunanistan’daki tüm NSA tesisleri kapatıldı ve onlara güvenmediğimiz için de hiçbirini devretmedik, hepsine kilit vuruldu. Şu an NSA’nın KKTC’de bir tesisi var. 1974’den sonra Türkiye ile bir anlaşma yaptık. Buradan Ortadoğu izleniyor, Türkler ile birlikte çalışıyoruz!”. Biri Karamürsel, biri İncirlik’te Türkiye’deki Echelon üslerinden biri Karamürsel, diğeri ise Adana’daki İncirlik Üssü’nde bulunuyor. Echelon’un miadını dolduran eski cihazları ise o ülkenin istihbarat servislerine veriliyor. MİT’in elinde Echelon’dan kalma dinleme cihazları bulunuyor. James Bamford, ‘Body of Secrets’ adlı kitabında Echelon’un Türkiye’deki faaliyetleriyle ilgili ilginç anekdotlara yer veriliyor. ABD, 1961’de Echelon sistemiyle 40’dan fazla ülkenin yazışma sistemlerinin şifrelerini çözmesine rağmen üst-düzey Sovyet şifrelerine sızma başarısını gösterememişti. Haberleşme şifreleri çözülen ülkelerin diplomatlarına tehdit, şantaj ve rüşvet yöntemleri uygulanıyordu. Türk diplomatlarına da, ülkemizde hemen hemen her meslekte geçerli olan rüşvet yönteminin uygulandığını anlatan Bamford “NSA, bazen aldatma, bazen de zor yoluyla bu ülkelerin kullandığı kripto şifrelerinin anahtarlarını ele geçiriyordu” diyor ve “Türkiye’nin şifreleri, Washington’da görevli bir kripto memuruna rüşvet verilerek elde edilmişti” diye ekliyordu. “Yuri Gagarin’i Türkiye’den dinledik” Sovyetler Birliği 12 Nisan 1961 günü bir devrim yapıyor ve tarihte uzaya insan gönderen ilk ülke oluyordu. Bugün hala büyük bir kahraman olarak görülen Yuri Gagarin, uzaya giden ilk insan unvanını kazanmış, Kremlin, son derece gizli tuttuğu bu olayla ilgili açıklamayı kozmonot Yuri Gagarin dünyaya döndükten sonra yapmayı planlıyordu. Bamford’a göre olay daha Kremlin açıklama yapmadan NSA raporlarında yerini almıştı: “Türkiye, soğuk savaş döneminde NSA’nın incisi haline gelmişti. Çünkü, Sovyetler’in füze denemeleri, konumundan ötürü Türkiye’den çok iyi takip ediliyordu. NSA, 1957′de, Karamürsel yakınlarında bir istasyon kurdu. Karamürsel kahvelerinde çifçiler nargile tüttürüp siyaset konuşurken, istasyonun dev antenleri SSCB’yi dinliyordu. NSA’nın Karamürsel’deki kulaklarıyla, ABD yönetimi olayı anı anına izliyor. NSA, Yuri Gagarin ile merkez arasındaki konuşmaları bile Karamürsel’den not ediyordu.” Eski bir NSA görevlisinin açıklamalarına göre siyasi olarak aktif herhangi bir kişi, dünyanın neresinde olursa olsun, NSA’nin radarına yakalanıyor. Kanadalı eski bir istihbarat görevlisi ise Echelon’u şöyle anlatacaktı: “Echelon, gökyüzünde adeta bir elektrik süpürgesi gibi çalışır. Torbasına çektiği şeyler arasından değerli mallar bir bir ayıklanır!”

 

Duyuru içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Anket lezgice bilmek yada bilmemek


Anket lezgice bilmek yada bilmemek bütün mesele bu…
Bilenler bilmeyenlere öğretecek.Ama bilmeyenler önce bilmek isteyecek merak edecek…yoksa bilenler göçüp gidecek…Örnek aşağıda, resimde bir hafiz fevzi xalu kaldı…kıymeti bilinsin

Bilim içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Lezgi atasözlerinden seçmeler


Лезги халкьдин мисалар

Lezgi halkdin misalar

Lezgi halkinin atasözleri

——————————————

Угъридиз вири угърияр хьиз жеда

To a thief everyone seems like a thief.

Ugrudiz viri ugruyar khiz jeda

Hirsiz herkesi,hirsiz gibi görür

——————————————

Тур види, гардан зиди

The sword is yours, but the neck mine.

Tur vidi garden zidi

Kılıç senin, ancak boyun benim.

——————————————

Вун сикl ятlа, зун сикlрен тум я

İf you’re a fox,I am the fox’s tail

Vu sikh yata zu sikren tum ya

Sen tilkiysen bende kuyruguyum

——————————————

Ахмакьдиз гьар са югъ сувар я

To a fool every day is a holiday.

Ahmakdiz har yug suvarya

Ahmaga hergün bayram

——————————————

Гзаф кьин кьадайда гзаф табни ийида

Who vows a lot, lies a lot, too.

Gizzaf  ki’in qadada gizzaf  tab eyida

Cok yemin eden cok yalan söyler

——————————————

Лезги намусди рекьида, цlегь – чумахди

A Lezgi can be killed by his honor; a goat – by a staff.

Lezgi namusdi rekida ceh comaxdi

Lezgi namusu icin ölür ; keci sopadan.

——————————————

Иеси галай кицlи хъсан кьада

A dog bites well, if its owner is near.

İesi gala kici kisan qada

yaninda sahibi olan kopek iyi isirir

——————————————

Кицlиз япар атlайдахъай кичlе жеда

A dog fears the one who has cut its ears.

Kiçiz yapar atIaydaxay kiçIe jeda

Kopek kulaklarını kesenden korkar.

——————————————

Хъсан дуст пис юкъуз герек къведа

A good friend will come in handy on a bad day.

Kisan dost pis guz gerek queda

İyi dost kötü günde belli olur

——————————————

Къариблухда авайдаз ватан ширин жеда

Homeland becomes sweeter when you are abroad.

Gariblixda avadaz vatan sirin jeda

Gurbette olana vatani cok tatli gelir

——————————————

Къаргъадизни вичин балаяр гуьрчег аквада

Even to a crow her own children seem pretty.

Qhargadizni vicin balayar gürcek akwada

Gargaya bile yavrulari cok güzel görünür

——————————————

Чарадан балкlандилай жуван лам хъсан я

A donkey of your own is better than an other’s horse.

Caradin balkandla juvan lam kisan ya

Baskasinin atindan kendi essegim iyidir.

——————————————

Душмандин иви вичин гьаятда экъична кlан я

Enemy’s blood needs to be spilt in his own yard.

Düsmandi ivi vicin hayatda(kara) ekicna kan ya

Düsmanin kani kendi avlusunda akmali

——————————————

Вацl гьикьван яргъи хьайитани, а къил гуьл я

No matter how long a river might be, there is always a sea at its end.

Vach hikuan yargi hayitani a kil hül ya

Nehir ne kadar uzun olsa da sonu deniz olur

——————————————

Гьина гьахъ аватlа, гьана бахтни ава

The happiness is where the justice is.

Hina hakk avata, hana bahtni ava.

Nerede adalet varsa, orada mutluluk vardır.

——————————————

Кlел тавурдан акьул цун тавур ник я

An uneducated mind is an uncultivated field.

Kel tavurda akul,cun tavur nik ya

Okumayanin akli ekilmemis tarla gibidir.

——————————————

Гьи тlуб атlайтlани – тlал сад я

No matter which finger is cut – the pain is the same.

Hi tub ataytani , tal sad ya

Parmak da kesilmis olsun – aci ayni.

——————————————

Акьул маса къачуз жедай затl туш

Buying mind for money is not possible.

Akul masa kacuz jeday zat tus

Akil satinalinabilen bir sey degil

——————————————

Балкlан кьейила пурар амукьда, итим кьейила – тlвар

When a horse dies, its saddle remains; when a man dies – his name.

Balkan keyila purar amukda,itim keyila tar

At ölünce eyeri kalir,adam ölünce adi

——————————————

Ахмакь алачир мехъер жедач

There’s no wedding without an idiot attending.

Axmak alacir meker jedac

Kambersiz dügün olmaz

——————————————

Руфуниз такlанди тек са чукlул я

Stomach doesn’t like only a knife.

Rufuniz dakadi tek sa cukulya

Mide bicaktan baska her seyi ister

——————————————

Кьегьалар халкIдин лувар я
The braves are the wings of a nation.

Q’ehalar xalkdin luvar ya.

Kahramanlar halkın kanatlarıdır.

——————————————

Кали яд хъвада – нек жеда; иланди яд хъвада – зегьер жеда
If a cow drinks water – it turns into milk; if an asp drinks water – it turns into venom.

Kali yad ghwada – nek zheda: ilandi yad ghwada – zeher zheda.

İnek su içer – süt olar, yılan su içer – zehir olar.

——————————————

Гъуьлягъди ягъайдаз епиникай кичIе жеда
Bitten by a snake, fears even the rope.

Ğülağdi yağaydaz yepinikay kich’e zheda.

Yılan sokmuş ipten de korkacak.

——————————————

Сивяй акъудай гаф жакьвана акъуд
Chew a word first, before it leaves your mouth.

Sivey akuday gaf zhaq’wana akud.

Sözü ağızdan bırakmakdan once çiğne.

——————————————

КицIи кицIин як недач

Dog doesn’t eat dogmeat.

Kic’i kic’in yak nedaç.

Köpek köpeyin etini yemez.
——————————————

Гьар са гафунихъ вичин чка ава
Each word has its place.

Har sa gafunigh viçin çka ava.

Her sözün kendi yeri var.

ВацIув агакь тавунамаз, шалвар хутIунмир
Don’t take your pants off until you’ve reached the river.

Vac’uv agaq’ tavunmaz, şalvar xut’unmir.

Nehire çatmamış pantolonu çıkarma.

Агъдин са кьил лацу, са кьил чIулав жедач
There’s no linen with one end black and the other white.

Aghdin sa q’il lacu, sa q’il ch’ulav zhedaç.

Keten örtüyünün bir tarafı beyaz bir tarafı siyah olamaz.

Зулумдалди абад хьайи кIвал агьдалди барбатI жеда
A house made rich by oppresion will be ruined by cries.

Zulumdaldi abad xhayi k’wal ahdaldi barbat’ zheda.

Zulümnen zengin olan ev feryatnan yıkılacak.

Ажуз ламрал кьвед акьахда
Weak donkey bears the burden of two.

Azhuz lamral q’wed aq’axda.

Aciz eşegi iki kişi biner.

Гъиляй акъатайди элкъвен хъийидач
What you let out of your hand will not come back

Ghilyay aqataydi elqwen qhiyidaç.

Elden giden geriye geri dönmez.

Гатфарал акьалтай цIегь рекьидач
A goat which survived until spring will not die.

Gatfaral aq’altay c’eh req’idaç.

Bahara kadar sağ kalan keçi ölmez.

БалкIандиз дуст хьиз килиг, адал душман хьиз акьах
Look at horse like a friend, mount it like an enemy.

Balkandiz dust hiz kilig, adal duşman hiz aq’ax.

Ata arkadaşa gibi bak, ona düşman gibi bin.

Багьа хъицIикьдикай бармак цваналди акьуллу жедач
Having a cap made of expensive fur won’t make you smart.

Baha qhic’iq’dikay barmak cwanaldi aq’ullu zhedaç.

Pahalı kürkden şapka yaparken akıllı olamaz.

Акьулсуз дустунилай акьуллу душман хъсан я
Wise enemy is better than a mindless friend.

Aq’ulsuz dustunilay aq’ullu duşman qhsan ya.

Akılsız arkadaşdansa akıllı düşman iyidir.

АтIласни хун са къиметда жедач
Velvet and linen don’t cost the same.

At’lasni xun sa qimetda zhedaç.

Kadife ve keten ayni fiyat olamaz.

Гишин вечрез ахварай цуькI аквада
Hungry hen sees millet in its dreams.

Gişin veçrez axvaray cük akvada.

Aç tavuk uykuda akdarı görür.

Ахмакь ахмакьдал дуьшуьш жеда
An idiot will meet an idiot.

Axmaq’ axmaq’dal düşüş zheda.

Aptal aptala rastgelir.

ЧIехидиз яб тагайди чIехи баладик акатда
One who doesn’t obey his elders (lit. great ones) will fall in great trouble.

Ch’exidiz yab tagaydi ch’exi baladik akatda.

İhtiyarın sözüne kulak asmayan büyük belayla rastgelecek.

Чарадан балкIандал алайди кьарада жеда
It’s easy to fall from an other’s horse.

Çaradan balk’andal alaydi q’arada zheda.

Başkasının atına binen çamura düşer.

Агакьай бегьер гарув вугумир
Don’t leave grown crops to the wind

Agaq’ay beher garuv vugumir.

Yetişmiş ürünü rüzgara bırakma.

Тум зулуз цада, бегьер гатуз вахчуда
They plant seeds in autumn and collect crops in summer.

Tum zuluz cada, beher gatuz vaxçuda.

Tohumu ek sonbaharda, ürünü topla yazda.

ЧIехиди авачир кIвале берекат жедач
A house with no elder will not be blessed.

Ch’exidi avaçir k’vale berekat zhedaç.

Büyüyü olmayan evde refah olamaz.

КIеве гьатайла, ваказ ‘буба’ лугьуда
If you fall in trouble, you’ll call ‘father’ even a swine.

K’eve hatayla, vakaz buba luhuda

Sıkıntıya düşende domuza da “ata” deyersen.

Бурж къачун регьят я, вахкун четин я
Borrowing is easy, giving back is difficult.

Burzh qaçun rehat ya, vaxkun cetin ya.

Borc almak rahatdı, geri vermek zor.

Буьркьуьда буьркьуьдаз рехъ къалурда
A blind shows the road to a blind.

Bürq’üda bürq’üdaz reqh qalurda.

Kör köra yol gösterir.

Вак акваз гел чIугвазва
Sees a pig, but searches for its trace. (of someone ignoring obvious evidence)

Vak akvaz gel ch’ugvazva.

Domuzu görüb, izini arayır.

Валарай экъечIна, рекьел алайдан кьил хун
Hitting a mere passerby in the head after having jumped out of the bushes.

Valaray eqech’na, req’el alaydan q’il xun.

Çalıdan çıkıb yoldan geçenin kafasını ezmek.

——————————————

Katkılarından dolayı Elman S.Kerimov,İbrahim Yıldız ve Ruşen Yalçın a teşekkür ederim.

Toplum içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Dümberez ( Yayla ) köyü


Dümberez (yayla)köyü

Balıkesir İli Manyas ilçesine bağlı, 17 km. mesafededir.Şeyh Şamil’in Teslim olmasından sonra kafkasyadan ayrılarak Osmanlıya sığınan Şu anki Dağıstan ve azerbaycan bölgelerinden gelen lezgilerin kurduğu ilk köyleridir. Köyün kurulması 1867 1870 yıllarında olduğu tahmin edilmektedir. ilk yerleşim can ve mal emniyeti açısından bölgenin en yüksek tepesi olan ve dağıstandaki tepelerine benzeyen keltepe’nin zirvesine olmuştur.Yerleşmeleri ve şu anki köy yerinin kurulması  20 sene sürmüştür. Keltepe çok rüzgarlı olmasından dolayı kışları çok sıkıntı çekmişler ve köy 4.yer değiştirmesinden sonra bugünkü  yerine yerleşmiştir. Dümberez (yayla)köyü  30 haneye yakındır. Bursa, Balıkesir ,İzmir ,İstanbul gibi çevre illere göç vermiştir. Bu illerde tahminen 120 kadar  hane vardır.Lezgi dili bu köyde konuşulmaktadır. Dümberez (yayla)köyü halkı hayvancılık ve orman ürünleriyle geçimlerini sağlamaktadır.Köyden göçenlerin çoğunluğu ya ticaretle iştigal etmekte diğerleride işçi ve memur olarak çalışmaktadır.

Toplum içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Tanıdığımız Dağıstanlılara ait firmalar


EMO MÜZİK

Müzik Aletleri & Elektronik

www.emomuzik.com e-mail: info@emomuzik.com

TEL: 0.266 244 81 21 – Atatürk Mah. Bandırma Cad. No:97/A  BALIKESİR

———-

ERDİL OTOMOTİV SAN. Ve TİC. LTD. ŞTİ.

Tel: 0.266 246 36 40 Fax: 245 78 97 MERKEZ: Yeni San. Sitesi Cumhuriyet Cad. 4. Sokak No:1 BALIKESİR

www.erdilaku.com.tr e-mail: info@erdilaku.com.tr

———-

AFACAN BAKLAVA SALONU * HALİL AFACAN

TEL: 0.266 249 19 37 Karesi Mah. Turan Cad. BALIKESİR

———-

LEZGİ TİCARET  *  SELAHATTİN & SALİH ATMACA

TEL: 0.266 293 56 82 Ali Hikmet Paşa Mah. Ekin Sok. No:20 ( Eski Zahire Pazarı Üstü ) BALIKESİR

———-

AYGÜL TİCARET  * SİNAN AYGÜL

Tel-Fax: 0.266 293 79 14 Ege Mah. Demirciler Cad. No:15 BALIKESİR

———-

ÇAYLAN HARFİYAT  SAN.VE TİC.LTD.ŞTİ.

TEL: 0.266 227 70 05 Akıncılar Mah. Kepsut Cad. No:55 ( Karesi Petrol Arkası ) BALIKESİR

———-

ATABİR HARİTA & EMLAK ( Mesut BİROL & Ayhan ATAHAN )

Tel-Fax: 0.266 243 17 17 E.Kuyumcular Mah. 1. Çetinkaya Sok. Ay Apt. No:8/13 BALIKESİR

———-

AKBAŞ LASTİK  * HASAN& OSMAN AKBAŞ

TEL: 0.266 245 56 51 Akıncılar Mah. Yağhane Sok. No:8 ( Eski Garaj Karşısı ) BALIKESİR

———-

DOĞAN TARIM MAKİNLERİ SAN.TİC.LTD.ŞTİ.

TEL: 0.266 243 10 75 FAKS: 0.26 243 11 70 Ağır San. Bölgesi Kepsut Cad.  184. Sok. No:3 BALIKESİR

———-

ERGEN MAKİNA SANAYİİ  * OSMAN UFUK & HÜDAİ DOĞAN

Tel-Fax: 0.266 246 19 63 Tel-Fax: 0.266 246 19 63 Yeni San. Sit. Cumhuriyet Cad. No:272 BALIKESİR

———-

HANEYLER MAKİNA SANAYİİ * BURHAN HANEY

TEL: 0.266 246 04 11 FAX: 0.266 246 56 39 Yeni San. Sit. Cumhuriyet Cad. 40.Sokak No:25 BALIKESİR

www.haneylermakina.com e-mail: haneylermak@mynet.com

———-

NERGİZLİ DEMİR DOĞRAMA * AHMET ÇELİK & MEHMET ALİ ŞEN

TEL: 0.266 246 30 22 FAX: 0.266 246 28 81 Yeni San. Sit. 12 Ekim Cad. 30. Sok. No:1/3 BALIKESİR

———-

AFACAN MAKİNE METAL SAN.VE TİC.LTD.ŞTİ.

TEL: 0.266 281 11 30 FAX: 0.266 281 11 33 Organize San. Bölgesi No:187/14 BALIKESİR

www.afacan.com.tr e-mail: info@afacan.com.tr

———-

GÖÇMEZ İNŞAAT * ENGİN GÖÇMEZ

TEL: 0.533 777 08 BALIKESİR

———-

YAVUZ  ELEKTRİK & AYDINLATMA * YAVUZ BAŞOL

Tel-Fax: 0.266 245 40 20 Oruç gazi Mah. Altay Cad. No:75 BALIKESİR

———-

ÜÇLER DEMİR SANAYİİ SAN. Ve TİC. LTD. ŞTİ.

A.Sanayi Bölg. Kepsut Cad. No:29 TEL: 0.266 243 36 27

———-

ÖZEN DÖKÜM SANAYİİ ve TİCARET A.Ş.

O.S.B 3. Cadde No:6 P.K. 45 BALIKESİR  TEL: 0.266 281 10 13(Pbx) FAX: 0.266 281 10 17

www.ozendokum.com e-mail: info@ozendokum.com

———-

HANEYLER TİCARET * NİZAMETTİN HANEY

Ege Mah. Demirciler Cad. No:18 REL: 0.266 244 58 36

———-

FER-ÇELİK BİSİKLET – MOTORSİKLET ve YEDEK PARÇA İMALATI

TEL: 0.266 281 10 31 FAX: 0.266 281 10 32 Organize Sanayi Bölgesi Savaştepe Yolu 7.Km. 187 Ada No:12 BALIKESİR e-mail fercelikbis@hotmail.com

———-

ÇELMAK TARIM MAKİNALARI TİC. SAN. LTD. ŞTİ.

Yeni San. Sit. 48. Sok. No:8 BALIKESİR TEL: 0.266 20 00 FAX: 0.266 246 28 02 www.celmak.com

e-mail: info@celmak.com

———-

SAVRAN ÇİÇEKÇİLİK * MEHMET SAVRAN

TEL: 0.266 239 38 98 Yıldırım Mah. Topak Sok. No:12/F Milli Kuvvetler Cad. Ordu Evi Arkası BALIKESİR

———-

ŞENA MOBİYA * ALİ AŞIR

TEL: 0.266 246 10 86 Yeni San. Cumhuriyet Cad. 14.Sok. No:9/11 BALIKESİR

———-

DAĞISTANLI MATLI YEM BAYİİ

TEL: 0.266 266 10 07 Ortaca ( Kirne ) Köyü BALIKESİR

Toplum içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Kirne (Ortaca)Köyü


Kirne (Ortaca) Köyü

Kirne (ortaca)Köyü Balıkesir İl Merkezine bağlı, 13 km. mesafede ve  ilin kuzey tarafında şu anda yaklaşık 70 hanesi olan küçük ve şirin bir köydür. Kirne köyü Şeyh Şamil’in ruslara Teslim olmasından sonra kafkasyadan ayrılarak Osmanlıya sığınan Şu anki Dağıstan ve azerbaycan bölgelerinden gelen lezgi ’ lerin  Balıkesir de kurduğu ikinci köyleridir.ilk olarak dümberez köyünün kurulduğunu ve oradaki iklimi beğenmeyen ailelerin daha düz bir yerde bulunan ozamanlar ormalık olan şu anki köy sınırlarında bulunan köyün karşı dediği yere kurulduğu söylenmektedir.

Kirne (ortaca)Köyü 1866-1871 yılları arasında kurulduğu tahmin edilmektedir. Uzun savaş yılları ve bilgi sahibi insanlarının yok olması ,  yazılı bir kaynağın elimize geçmemesi ve yazı inkılabı gibi sebeplerden dolayı tarafımızdan köyün kesin kuruluş tarihi ile ilgili yazılı bir belge bulunamamış ve bu dönem hakkında tam olarak doğru bilgilere ulaşılamamıştır. Köyümüzün 1970 li yıllarda yaşlı insanlarına sormuştuk ve araştırmalar yapmıştık ,herkesden farklı cevaplar aldık ama o zaman köyümüzün 100 yıllık bir köy olduğu hususunda hem fikir olmuşlardı. Köyün şu anki yerine yerleşmesi birkaç yer değişikliğinden sonra olmuştur. Köyde eskiden kalan herhangi bir tarihi eser bulunmamaktadır. 1970 lerden sonra çimento nun gelmesi eski taş çeşmelerin onarılması sırasında aslına uygun olamayıp betonarme halinde yapılmasına sebebiyet veriştir. Aslanardbulax denilen çeşmede iki aslan figürlü taş bulunurdu. Şimdi beton oldu. Bir meredbulax taş eser eski yapı olarak kalmıştır. Başka varmı bilmiyorum tunubunar diye bir yerden de bahsederler ama orada öyle bir pınar varmıdır yokmudur gidip bakmak ve resimlemek lazım.

Bakır dan çay semaverleri vardı ,siniler ,kazanlar ,şamdanlar ,sürahiler bakır çeydanlıklar çeynikler vardı herkes beş paraya sattı, bıçakları kamaları gapurları çocukların eline verdik veya çocuklar büyüklerden habersiz yokettiler.Eğer böyle kıymetli aletler elinde olan varsa sahip çıksın yoketmesin gerekirse köyün bir kıymetli yerinde veya bir odasında sergilemek ve değerleri göstermek için müze şekline getirilen bir bölüm oluşturalım…

Kirne (ortaca) köyü Bursa, Balıkesir ,İzmir ,İstanbul gibi çevre illere ve almanyaya giden aileleri sayarsak köyümüz çok göç vermiştir. Köyümüzün dışında  tahminen 400 kadar hane bulunmaktadır. Lezgi dili köyümüzde konuşulmakta ve çocuklara da öğretilmektedir. Kirne köyünün  adı 1961 yılında “Ortaca” olarak değiştirilmiştir bu sebepten biz köyden bahsederken çoğunlukla eski adını kullanmaktayız. Küyümüzde Dağıstan adetleri ve kültürü çoğunlukla unutulmak üzeredir. Halıcılık en güzel el sanatımız iken yok olma tehlikesiyle karşıkarşıyadır.Halı dokumasını bilenler hep evlenip şehirlere göçettiler yada makine halısına yöneldiler. Gençlerimiz ekonomik  ve çevresel nedenlerle halı dokumasını öğrenememekte halı dokumasını bilenler azalmaktadır.Dillerini öğrenmede zorluk çekmekte dil dahi unutulmaya yüz tutmuştur.Yeni yetişen nesil bu güzelim lezgiceyi nasıl öğrenecekler ki ,bir çalışma yapılmalıdır çok geç kalmadan. Birkaç yıldır uygulanan taşımalı eğitim çocukların lezgiceyi öğrenmelerini güçleştirmektedir. Kirne köyünün halkı genelde geçimlerini tarım ve hayvancılıkla, bir kısmı ticaret ve inşaat işleriyle sağlamaktadır. Köyde 1928 yılından beri İlkokul vardır ve okur-yazar oranı % 99’dur . Geçmiş yıllarda bir çok büyüğümüz kafkasyadan gelen adetlerin ve kültürün yaşaması için uğraşmıştır.Çeşitli dönemlerde Kafkas ekipleri kurulmuş ve bu ekipler zamanla dağılmıştır. 1976 yılından önce ihtiyarlar odasında ihtiyarlardan bir kimse kitap okur diğerleri dinlerler ve  sohbet ederlerdi. Köyümüzün eğitim odasında da gençlerimiz de aynı şekilde kitap okur ve bilgi yarışmaları düzenlenir lezgi oyunları oynanır , sohbetler edilir semaverlerde kaynatılan tavşan kanı çaylar incir , üzüm  ,veya akide şekeriyle içilirdi. Elektriğin gelmesiyle televizyon gelmiş ve bu güzel adetlerde yok olmuştur. Örf ve adetlerden değişime uğramayanlardan biri askere uğurlamadır. Askere gidecek gençler , genelde akrabaları tarafından bir ay önceden başlayarak sırayla yemeğe davet edilirler ,davetler yenir daha sonra gençler kendi aralarında eğlenceler oyunlar yapmaktadır. Yola çıkacakları günün sabahı köy meydanında bütün köylü toplanır ve askerler dualarla uğurlanır. Diğer adetler çevre faktörleri sebebiyle değişime uğramaktadır. düğünlerde 1970 lerden önce çoğunlukla akordion la Kafkas oyunlarımız oynanırken şimdi yerel oyunlar oynanmaktadır. Bayramlar da da aynı durum sözkonusudur.herkesin dediği gibi nerede eski bayramlar kızlarımıza delikanlılarımız salıncaklar kurar karşılıklı atışma şeklinde şarkılar söylerlerdi. Mesela hatırladığım ve en çok söylenen şarkı şöyleydi.

Ağva kuba vinni kuba çi kubada geler ava,

Hinavaydi hinavaydi gamişar guaz chanavaydi.

Gibi lezgice şarkılar söylenir eğlenilirdi.

Köyde geleneksel yemekler olarak daha çok hamur işleri yapılır. Özel yemekleri olarak adlandırılabilecek yemeklerin adları şöyledir ; kini , kuskus , Piçek, Afar, şüre ,Hinkar, Halüj , Heşil , semena ,  nohutmayalı ekmek , herek ekmeği , (mısırunu arpaunu karışım ekmeği tilifu ) kırmızı kabak böreği , işkembe böreğidir.  Ama çoğunluğu artık yapılmamaktadır.

Köyden göçenlerin çoğunluğu ya ticaretle iştigal etmekte yada işçilik yapmaktadırlar .

Balıkesir ve Bursada firmaları ve imalathaneleri olan ve bir çok işçi çalıştırabilen kardeşlerimiz vardır. diğerleride işçi veya memur olarak çalışmaktadır.

Köyümüzün insanlarının kurmuş oldukları Balıkesir ve Bursa Dağıstanlılar kültür ve yardımlaşma derneği yaptığı çok güzel çalışmalarla  gençlerimizin tekrar bir araya gelmelerine ve kültürlerini dillerini öğrenmelerine vesile olmaktadır. birlik ve beraberliğimizi sağlayacak yapı taşları vazifesini en güzel bir şekilde sağlamaya çalışmaktadırlar.

Derleyen:Vacip GÜVEN.


Toplum içinde yayınlandı | Yorum bırakın

indir avuda


http://www.box.net/shared/2k9yms1gmb

Kategoriler, Toplum içinde yayınlandı | Yorum bırakın

bir şiirmiş bakın bakalım


Я рикI, на заз лугьузва: кьве гаф рахух.

ya rikh ,na zaz luhuzva : küe gaf raxux

За зи гафар гьинал рахан, низ рахан?

Za zi gafar hinal raxan,niz raxan ?

ТIветIрекай фил авур ксар кваз кьулухъ,

Tetrekaa fil avur kısar guaz kulux

Тушир турус викIегьбуруз дуьз рахан,

Tuşir turus vikehburuz düz raxan

Зун и гафар гьинал рахан, низ рахан?

zun i gafar hinal raxan,niz raxan ?

ХъуьтIуьн къаюз серин лугьуз чидач заз.

Kütün kuz serin luhuz cidaç zaz

Дерин кIамуз тирин лугьуз чидач заз.

Derin kamuz tirin luhuz cidaç zaz

Туькьуьл фазни ширин лугьуз чидач заз.

Tükül fazni şirin luhuz çidaç zaz

Зун и гафар гьинал рахан, низ рахан?

zun i gafar  hinal raxan niz raxan

Лагь, тапарар вучиз рахан, куьз рахан?

lah taparar vuçiz raxan,kuz raxan

Хуш рахайтIа халкьди твада худда зун.

hoş raxala halkdin tada hudda zu

Буш рахайтIа, зи вижданди куда зун.

boş raxayta zi vicdandi kuda zu

Туш рахайтIа, я рикI, нани кIудда зун.

tuş raxata ya rik ,nani kudda zu

Чун и гафар гьинал рахан, низ рахан?

çun i gafar hinal raxan ,niz raxan

Бес тапарар вучиз рахан, куьз рахан?

bes taparar vuçiz raxan,küez raxan

Зун кIани тир кIвалени заз тай авач.

zun kanitir kualeni zaz tay avaç

Вун кIани тир кьилени заз «гьай» авач.

vun kani tir kileni zaz hay avaç

Kategoriler, Toplum içinde yayınlandı | Yorum bırakın

DAĞISTAN ARSLANI ŞEYH ŞAMİL


DAĞISTAN ARSLANI ŞEYH ŞAMİL

[ Kaddesallahu Sırrahulaziz ]

Bugünkü Kuzey Kafkasya’da bir İslami potansiyelden söz edilebiliyorsa bu, büyük ölçüde Şeyh Şamil ve müridlerinin organize ettiği tasavvufi cihad hareketi yıllarında olmuştur. Özellikle bugünkü Kafkasya’da İslami geleneğin en güçlü şekilde yaşandığı Dağıstan bölgesinde 19. yüzyıl boyunca yaşanan İslami hayat, yaklaşık 70 yıl sürdürülen din düşmanlığı politikalarına rağmen bugüne kadar ulaşan bir canlılıkla yaşanmıştır. Sırasıyla İmam Mansur, Gazi Muhammed, İmam Hamzat ve İmam Şamil önderliğinde yürütülen cihad yıllarında şehid düşen mücahidlere ait makamlar bugün Kafkasya müslümanlarının manevi kimliklerini koruyucu bir vasıta olarak varlıklarını sürdürmektedir. Hemen her karış toprağı şehid kanıyla sulanmış,herkayası bir savaşın siperi olmuş Dağıstan son iki asır boyunca İslam’ın kalesi haline gelmiştir.

Şeriatın deruni yönünü oluşturan ve İslam’ı şekli bir takım törenler olma, ötesine ulaştırarak kalbi bir lezzet ve coşkuya tahvil eden tasavvuf, Dağıstan’ın günlük yaşantısının bir parçası haline dönmüştü. Bir mürid için cihad en coşkulu bir zikir halkasının doruk noktası ve cazibenin ruhları kanatlandırdığı andı.

Kafkasya’da Müridizm adını alan tasavvuf hareketinin ikinci önderi olan İmam Gazi Muhammed, Nakşibend tarikatı müridlerinden Kuralı Muhammed ve O’nu takiben Şeyh Cemaleddin Gazikumuki’ye intisab etmiştir. İmam Gazi Muhammed, Şeyhi Kuralı Muhammed ‘in kendisine verdiği “Kulun emrine değil Allah’ın emrine uyarak Ruslara karşı cihada başlaması” talimatıyla cihad bayrağını kaldırmıştır. İmam Gazi Muhammed 1829′da 36 yaşında neşrettiğ “İkamet-ül Burhan Ala İrtidadi Urefa-i Dağıstan” adlı eseriyle Gimri’den başlamak suretiyle halkı cahada davet etmiştir. 1831 yılından itibaren Ruslarla şiddetli çarpışmalara giren İmam Gazi Muhammed, merkez üssü olan Gimri’de 17 Ekim 1832 tarihinde girdiği çarpışmada çok ağır bir şekilde yaralanır. Hayata gözlerini kapatırken başucunda bulunan ve yaralı durmdaki önde gelen müridi Şamil’e şunları söyler: “Şamil ! Rüyamda halkınDağıstan’ın Koysu ırmağına bir direk diktiğini gördüm. “Bu direk nedir?” diye sorunca “İmam Gazi Muhammed’dir” dediler. Bu direk su akıntısına bir süre direndikten sonra devrilerek akıntıya kapıldı. Halk yine bir direk dikti ve “Bu da İmam Hamzat’dır” dediler. Ancak bu ikinci direk daha kısa bir sürede devrildi. Halk üçüncü bir direk daha dikti. Bu sonuncu direk akıntılara çok uzun süre direndi. “Bu kim ?” diye sorunca “O Şamil’dir” cevabını aldım. Bu rüyam gösteriyorki bana yolculuk görünmüştür. Yerime geçecek olan Hamzat’ta kısa bir süre sonra beni takib edecektir. Dağıstan’ın geleceği sana emanettir, bütün ümid sendedir. Allah yardımcın olsun…”

Oracıkda şehid olan İmam Gazi Muhammed, Gimri’den alınıp köy köy dolaştırıldıktan sonra Tarku’da toprağa verilmiş daha sonra da vasiyetine uygun olarak Şeyh Şamil’in İmamlık döneminde Gimri’ye nakledilmiştir.

İmam Gazi Muhammed’in ardından İmamlık makamına geçen İmam Hamzat iki yıl sonra 19 Eylül 1834′de 45 yaşında iken şehid edilmiş ve İmam Gazi Muhammed’in rüyasında gördüğü gibi o sırada 37 yaşında olan Şeyh Şamil 2 Ekim 1834′de imamlığa seçilmiştir.

1797′de Dağıstan’ın Gimri avulunda doğan Şamil zahiri ve batıni eğitimini, daha sonra kayınbabası da olan Şeyh Cemaleddin Gazikumuki’nin yanında tamamlamıştır.

Şeyh Şamil’in mürşidi ve kayınbabası Şeyh Cemaleddin Gazikumuki (K.S.) Dağıstan’dan İstanbul’a hicretten sonra bir süre Üsküdar’da yaşamış ve vefatından sonra Karacaahmed kabristanında toprağa verilmiştir.

İmamlık seçimi sırasında bir konuşma yapan İmam Şamil: “İmamlığı yalnız şu şartıma mutlak suretle uyacağınıza söz verirseniz kabul ederim. Son derece şiddetli hareket edeceğim. Bu celala tahammül edeceğinize ve asla şikayetlenmeyeceğinize söz veriyormusunuz?” deyince bütün müridler “Önümüze atalarımızın mezarı çıksa son oğlumuz düşman elinde kalsa senin emrinden çıkmayız” diyerek biat ettiler ve böylece Şeyh Şamil’in kanlı mücadelelerle geçecek İmamlık dönemi başladı.

25 yıl süreyle Ruslar ile Dağıstan’ın dört bir köşesinde savaşan Şeyh Şamil ve müridleri teknik bakımdan kıyaslanamaz derecede güçlü ve 250 bin kişiye kadar ulaşan kalabalık Rus ordusuna karşı kahramanca savaştılar. Özellikle 1854 Kırım savaşından sonra bütün gücüyle Kafkasya ve Dağıstan’a yüklenen Rus ordularına karşı savaşında devrin en güçlü “İslam Devleti” olan Osmanlı Devleti’nden en ufak bir yardım bile alamayan Şamil ve sadık müridleri son direnme noktası olan Gunib Dağı’na çekildiklerinde Şamil’in yanında sadece dörtyüz mücahidi kalmıştı; Gunib dağında süren çetin günlerde bu sayı 100 kişiye indi.

Yanında bulunan ulemanın tavsiyesi ile, son müridlerinde hayatlarını kaybetmesini istemeyen Şeyh Şamil 1859 yılı Eylül ayının ilk günlerinde Rus generali Prens Baryatinski izin verilmesi başta olmak üzere bazı şartlarla teslim olmak zorunda kaldı. 6 Eylül 1859 günü Temirhan Şura şehrine getirilen Şamil yanındaki aile üyeleri ve yakın müridlerinden oluşan 40 kişilik bir kafile ile 11 Eylül 1859′de Sen Petersburg’a nakledildi ve bir ay sonra esaret süresinin büyük kısmını geçirmek üzere Kaluga’ya götürüldü.

63 yaşında esir düşen ve Kaluga’da geçen ilk üç yılında manevi yönden büyük sıkıntılar çeken Şeyh Şamil’in o güne kadar ağarmamış ola saç ve sakalı tamamen bembeyaz hale gelmişti. Türk topraklarına gitmelerine izin verileceği sözü ile teslim olan Şamil’e verilenn bu söz, uzun süre unutulmuş ve Şeyh Şamil’in Kaluga’daki esareti 10 yıl kadar sürmüştür. 10 yıl sonra Kaluga’dan Kiev’e nakledilen Şeyh Şamil burada görüştüğü Çar II. Aleksandr’dan Osmanlı ülkesine gönderilmesini rica etmiş ve oğulları Gazi Muhammed ile Muhammed Şafi’yi rehin bırakmak şartıyla bu isteği yerine getirilmiştir.

1870 yılında bir Rus gemisiyle İstanbul’a gelen Şeyh Şamil Kabataş iskelesinden bir saltanat kayığı ile alınarak devrin hükümdarı Sultan Abdulaziz tarafından karşılandığı Dolmabahçe sarayında ağırlanmıştır.Abdulaziz Han’ın büyük iltifatlarıyla karşılaşan Şeyh Şamil sulatan’a kendisi ve ailesi için hiçbir maddi isteği olmadığını ancak Mekke ve Medine’yi ziyaret maksadıyla Hicaz’a gtmelerinin sağlanmasını söylemiştir. Sultan Abdulaziz’in sağladığı bir gemiyle Hicaz’a doğru yola çıkan Şeyh Şamil ve ailesi gemi ile mısır’a uğramışlar ve burada Mısır Hidivi İsmail Paşa tarafından bir süre misafir edilmişlerdir. Bu misafirlik sırasında Şeyh Şamiil Cezayir bağımsızlık tarihinin unutulmaz mücahidi Kadiriyye tarikatının önde gelen simalarından Emir Abdulkadir ile tanışmışlardır. Böylece 19. yüzyıl boyunca biri Kafkasya’da, diğeri Cezayir’de cihad tarihine altın sayfalar ekleyen iki mürşid ve mücahid buluşmuş oluyorlardı. Mısır’daki 1 ay kadar süren misafirlikten sonra Kızıldeniz yoluyla Arabistan’ın Cidde limanına gelen Şeyh Şamil ve yanındakiler başta Mekke emiri Şerif Abdullah olmak üzere Hicaz’ın önde gelenleri tarafından karşılanarak Mekke’ye getirildiler O yıl Hacc-ı Ekber olduğu için normale göre daha fazla sayıda olan hacılar Kabe’yi ziyareti sırasında İslam aleminin her yanına yayılan ününü işittikleri bu büyük mücahidi görmek isteyince Şeyh Şamil Kabe’nin çatısına çıkarılarak bütün hacıların kendisini görmesi sağlanmıştır. Şeyh Şamil’e nasib olann bu büyük mazhariyet Allah rızası için 30 yıl aralıksız süren cihadın bedeli olmasa bile Kabe avlusunu dolduran bütün müslümanları büyük bir vecde sürüklemiştir.

Hacı olduktan sonra Mekke’den Medine’ye geçen Şeyh Şamil Peygamberimiz (S.A.V.)’in soyundan gelen Ahmed er-Rufai’nin evlatlarına tahsis edilen dergahta misafir edilmiş ve büyükdedesi ile aynı ismi taşıyan şeyh ve müridleri tarafından ağırlanmışlardır. Medine’ye geldiği gün Ravza-i Mutahhara’da Rasulullah(S.A.V.)’in ayak ucunda, yanında bulunan 70 Kafkas mücahidi ile saf tutan Şeyh Şamil ömrünün son demlerinde manevi huzuruna geldiği Peygamber’i(S.A.V.)’ne kavuşmuştur. Şeyh Şamil’in bu ziyaretinin makbul oluşuna şahid olan bir rivayete göre Şamil’in Medine’ye geldiği günlerde Peygamber (S.A.V.) soyundan gelen en yaşlı seyyid ve şerif olan zat bir rüya görür. Rüyasında Peygamberimiz (S.A.V.) onlarca kuşaktan bu torununa “Oraya gelen en büyüğünüz ve saygıya layık konuğunuz Şamil’dir. Kendisine hürmet ve hizmette kusur eylemeyin! ” buyurur. Bu rüya üzerine Peygamber (S.A.V.) soyunun yatağından çıkamayacak derecede yaşlanmış olan bu büyüğü derhal yerinden kalkarak Şamil’i ziyaret etmek ister ve Şamil’in yanına gelir gelmez ellerine sarılır.

Artık ömrünün son demlerine geldiğini hisseden İmam Şamil Rusya’da rehin bulunan oğullarından birinin aile fertlerine sahip çıkmak üzere Medine’ye gelmesinin sağlanmasını Osmanlı Sultanından rica eder ve oğulu Gazi Muhammed yapılan girişimler sonrasında Hicaz’a doğru yola çıkar. Bu sırada iyice rahatsızlanan Şeyh Şamil’in son anlarında başında misfiri olduğu dergahın şeyhi Ahmed er-Rufai ve Şeyh Şamil’in o sırada henüz 7 yaşında bulunan küçük oğlu Muhammed Kamil bulunmaktaydı. Şeyh Ahmed er-Rufai, Şamil’in son anlarında olduğunun farkındadır ve O’na Kelime-i Tevhid’i telkin eder. Kelime-i Tevhid için otuz yıl gaza meydanlarında yaralar alan, kan döken Şeyh Şamil son bir gayret ile sağ parmağını kaldırarak Kelime-i Şehadet getirir ve ruhunu Rabb’ıne teslim eder. Ertesi gün ailesinden yanında bulunanların son defa babalarını gördüğü sırada Şamil’in gaza meydanlarında aldığı yaralarla süslü bedenini yıkayıp teçhiz ve tekfin edecek olan şeyh Ahmed er-Rufai Şamil’in daha küçük bir çocuk olan oğlu Muhammed Kamil’i babasının yanına götürerek şunları söyler: “Oğlum babanın mubarek elini kokla!..” Ve çocuk babasının cansız elini öperken sözlerini şöyle sürdürür.:”Duyduğun koku ancak şehidlik mertebesine erenlerde ortaya çıkan mübarek bir kokudur. Bil ki baban kutlu şehidler kafilesinin sancaklarındandır. ” Kafkasya’da Dağıstan’ın Gimri avulundaki bir dağ evinde başlayan, onlarca kez ölümle karşılaşan ve bütünüyle Allah yoluna adanan bir ömrün Peygamber (S.A.V.)’in makamı olan Medine’de sona ermesi ancak Şeyh Şamil’e lütfolunan bir ayrıcalıktı. Şeyh Şamil Peygamber Mescid’nde kılınan namazdan sonra Cennet’ül Baki kabristanında Peygamberimiz (S.A.V.)’in eşlerinin defnedildiği bölgede toprağa verildi.

“Kafkasya’da güneşe bakıp da Şamil’i hatırlamamak mümkün değildir. O Kafkasya’nın kara günlerini aydınlatan güneştir.” sözleri bugünkü Kafkasya için de geçerlidir. Bugün Kafkasya ve Dağıstan!da ülkeyi işgal eden güçlere karşı yürütülen mücadelenin yollarını da yine “Şamil Güneşi” aydınlatmaktadır. Artık destanlaşmış olan hayatı, savaşları, sözleri ve hayata geçirdiği ilkeleri ile Şeyh Şamil bugün Kafkasya ve Dağıstan’da dipdiri olarak yaşamaktadır. Allah yoluna adanmış ve bu adanmışlık defalarca ölümle sınanmış bir mücahidin nasıl ölümsüz hale geleceğini anlamak isteyenler şanil’in hayatını okumalıdırlar. Şeyh Şamil’in bugünkü ve yarınki Kafkasyalılara yol gösteren şu birkaç sözü bile böyle bir niyeti olanlara bir fikir verecektir:

“Allah güçlülerin başaramadığını bir zayıfa başartmaya kadirdir”

“İnsanların en soylusu Allah’tan en çok sakınandır”

“Allah’ın verdiği nimetlerle günah ve kötülük yolunda güç kazanmak ne kötüdür”

“Allah ile açık olsun-gizli olsun ilişkiniz edeb üzre olmalıdır.”

“Allah’ giden yollar gökteki yıldızlardan daha çoktur ve ben o yollardan birisine talibim”

“Bir mürşide bağlanırken ondan keramet beklemeyin; şeriata bağlı olduğunu ve hak yolda yürüdüğünü görmeniz yeterlidir.”

“Arkadaşını affet; affettiğini hatırlama ve hatırlatma!..”

“Torunlarınıza bırakacağınız en büyük miras tevhid için savaşmak ve Allah kelamını yayma yolunda can vermeyi öğretmek olacaktır. Torunlarımız cihad günlerinde kuyruk değil baş olmalıdır.”

“Ölümümüz bizi Allah’a kavuşturacağı için kutludur. Dünyaya geldik, Hakk’ın eserlerini gördük, gönülden vurulduk; emirlerindeki hikmete inandık. Hakk’a kavuşmamız olan ölümü de gönülden özlemeliyiz. Müslüman için bir vuslat ve mutluluk anı olan ölüm ancak kafirler için gerçek bir azaptır.”

“Şehid ruhları yeşil kuş kanatları üzerinde Allah’a ulaşır. Allah yolunda kan dökünüz, yurdumuz için ölünüz ve şehid olmaya koşunuz !..”

Hayatı boyunca bu sözlerin anlamını şerheden Şeyh Şamil’in bugün Kafkasya ve Dağıstan’da yaşayan torunları Şamil’i anladığı takdirde bu dünyada pekçok şey değişecektir.

İMAM ŞAMİL’ İN   HAYAT   HİKAYESİ

Rusların, Kafkasya’da ortadan kaldırmak istediği İslâmiyeti, tekrar ihyâ etmek, yaymak için uğraşan, Kafkas-Rus mücâdelesinin en unutulmaz simâsı ve düzenli Rus ordularını dize getiren büyük mücâhid , Kafkas kahramânı, âlim ve velîdir . 1797 (H.1212) senesinde Dağıstan’ın Gimri köyünde doğdu. Babası Muhammed, ona Ali ismini verdi. Küçük yaşta ağır bir hastalığa yakalanan Ali’ye, âdetlerine uyarak, Şâmil ismini de verdiler ve o isimle çağırmaya başladılar.

Küçük yaşından îtibâren ilim tahsîl edip âlim olması için, zamanın ulemâsından okudu. Şâmil, otuz yaşına kadar; tefsîr, hadîs, fıkıh ilimlerini, edebiyât, târih ve fen bilgilerini öğrenerek, büyük bir âlim, gönül sâhibi bir velî oldu. Rusların, Kafkasya’daki müslüman Türkleri esâret altına almak, kalblerindeki îmânı söküp atmak ve İslâmiyeti yok etmek için maddî ve mânevî bütün güçleri ile uğraştığını görünce, gönlündeki îmânın tezâhürü olarak cihâd aşkıyla ortaya atıldı. Kafkasya’da yaşayan Türkler, onu başlarına imâm, rehber seçtiler. İmâm Şâmil, daha önce Rusların esâretini kabûl etmiş kabîleleri de saflarına katarak, düzenli küçük bir ordu kurdu. Bu küçük ordusuyla yirmi beş sene, İslâmiyeti yok etmek, müslümanları ortadan kaldırmak isteyen Ruslara kan kusturdu. Nice generallerini harp meydanlarında öldürüp, nicelerini de çarlarına karşı küçük düşürdü, onları âciz bıraktı. Eşsiz bir mücâdele ile hayâtını geçiren Şeyh Şâmil, 1870 (H.1287) senesinde Medîne-i münevverede vefât etti.

Zâhirî ilimleri Saîd Herekânî’den,  tasavvuf  ilimlerini ise aynı zamanda kayınbabası ve mürşidi   olan  Seyyid Cemâleddîn Gazikumûkî hazretlerinden öğrendi.

Şeyh Şâmil,  daha gençlik yıllarında  Şeyh Mansûr ile başlatılan hürriyet mücâdelesindeki yerini aldı. Mansûr’dan sonra, Gâzi Muhammed, Kafkaslıların başına geçerek imâm oldu. O da gönül sâhibi bir velî idi. Şeyh Şâmil’in çocukluk arkadaşı olan Gâzi Muhammed, Ruslarla yaptığı Gimri muhârebesinde şehîd olmadan önce; “Kardeşim Şâmil! Bu savaşta şehîd olsam gerektir. Benden sonra Hamzat imâm olacak. Onun kısa süren imâmlığından sonra sen başa geçecek, senelerce Kafkasya’ya hükmedeceksin. Nâmın cihânı tutacak. Çar ordularını perişân edeceksin. Bu savaştan sonra Gimri’den gitsen bile yine kurtarıp, mezârımı düşman çizmeleri altında bırakmazsın inşâallah” demişti. Çarpışmanın şiddetlendiği bir an, Gâzi Muhammed şehîd düştü. Bu hâle çok üzülen Şeyh Şâmil, büyük bir hızla düşmana saldırdı. Birçok düşman öldürdü. Bu arada ağır yaralandı. Şeyh Şâmil’in yaralandığını gören GimriCâmiinin müezzini Mehmed Ali, onu tâkib ederek, savaş alanı dışındaki bir mağaraya sakladı. Şeyh Şâmil pekçok yerinden yaralanmış, kaburga kemiklerinden bazıları ve köprücük kemiği de kırılmıştı. Asıl yara, göğsünde ve sırtında olup, her tarafını kan kaplamıştı.

Müezzin, oraya iki saat mesâfede bir köyde oturan Dağıstan’ın meşhûr cerrâhı, aynı zamanda Şeyh Şâmil’in kayınpederi olan Abdülazîz Efendiye durumu bildirdi. Abdülazîz, şifâlı otlarla yaptığı ilâçları Şeyh Şâmil’e tatbik ederek tedâviye başladı. Birkaç gün mağarada, daha sonra Unsokul köyünde tedâvi edilen Şeyh Şâmil, yirmi beş gün baygın yattı. Kendine geldiğinde annesini baş ucunda görünce, güçlükle; “Anacığım! Namazımın vakti geçti mi?” diye sordu. Namazlarını îmâ ile kılarak, aylarca yatakta yatan Şeyh Şâmil sıhhate kavuştu.

1832 (H.1248) senesi şehîd düşen Gâzi Muhammed’in yerine, Hamzat Bey imâmlığa seçildi. Üç sene kadar faâliyet gösteren Hamzat Bey, 1835 (H.1251) senesinde Hunzah Câmiinde bir Cumâ günü şehîd edildi. Onun şehâdetinden sonra imâmlık, yâni liderlik vazifesi Şeyh Şâmil’e teklif edildi. Şeyh Şâmil, tevâzu göstererek daha ehliyetli birinin seçilmesini istedi. Hattâ namzetler de gösterdi. Gohlok’ta toplanan âlimler ve milletin ileri gelen temsilcileri, her türlü yetkiye hâiz olarak, Şeyh Şâmil’e imâmlığı kabûl ettirdiler.

Rusları dize getirmenin ancak düzenli bir orduyla mümkün olacağını, teşkilâtlanılırsa çar ordularıyla baş edebilecek durumda olduklarını, dışardan hiçbir yardımın gelmeyeceğini, bu sebeple iş başa düştüğünü her gittiği yerde îzâh ediyordu. Tesirli hitâbetiyle halkı cezbediyor, müslüman olarak yaşamak aşkıyla yanan bu insanların kalblerine birer kıvılcım salıyordu. Bu uğurda şehîd olmanın mükâfâtının Cennet olduğunu bildiriyor, dînin emirlerine uymanın, yasaklarından kaçınmanın ancak hürriyet ile mümkün olabileceğini herkesin kalbine nakşediyordu. Şeyh Şâmil, kısa zamanda kısmen de olsa nizamlı bir ordu ve mülkî teşkilâtı kurmaya muvaffak oldu. Tecrübeli ve değerli yardımcıları, vekîlleri, ordunun ve mülkî idârenin başına getirdi. Bu nâiblerin en meşhûrları şunlardı: Şuayb Molla, Taşof Hacı, Duba, Hâcı Sadu, Ahverdili Muhammed, Kabet Muhammed, Hitinav Mûsâ, Nûr Muhammed, Muhammed Emîn, Hâcı Murâd. Yararlık gösterenlere altın ve gümüşten yapılmış nişanlar veriyor ve bu nişanlara; “Sonunu düşünen hiçbir zaman cesur olamaz.”, “Kuvvet ve yardım ancak Allahü teâlâdandır.”, “Cesûr ve yüksek rûhlu olana…” şeklinde cümleler yazdırıyordu. Şeyh Şâmil’in seçtiği bu nâibler, memleketin olduğu kadar, askerî birliklerin de sevk ve idâresinde üstâd idiler.

Çar Birinci Nikola, yıllardırKafkasya’da yapılan savaşlarda başarılı olamadığını ve Şeyh Şâmil’in düzenli ordu kurarak hücumlarını sıklaştırdığını görünce, bu memleketi bir de sulh yoluyla elde etmeyi denemek istedi. Şâyet Şeyh Şâmil’i elde edebilirse, bu işin çabucak biteceğine inanıyordu. Kafkasya’daki müslümanları bir bayrak altında toplama sevdâsından vazgeçerse, kendisine en büyük makamların, rütbelerin verileceğini, başına krallık tâcı giydirileceğini, Çarlık hazînelerinin ayakları altına serileceğini bildiren göz kamaştırıcı şeytânî bir teklif hazırlatıp, en güvendiği generallerinden Viyanalı Kluk Von Klugenav’a verdi ve Şâmil’i sarayına dâvet etti. General, Şeyh Şamil’in huzûruna çıkmak için aracılar koydu. Güçlükle Şeyh Şâmil ile görüşmeye muvaffak oldu. 1837 senesinde Çar’ın gönderdiği elçiyi, maiyetiyle berâber, SulakNehri civârında kabûl etti. İmâm, Generale yere serdiği Kafkas yaygısında yer gösterdiği zaman, bir bacağı bir müslüman güllesiyle sakat kalan topal General, Şeyh Şâmil’i büyük bir tâzimle selâmladı ve istemeyerek bu yamalı yaygıya oturdu. Çar’ın sonsuz vâd ve pek parlak teklifleriyle dolu mektubunu okuyan General susar susmaz, İmâm hızla ayağa kalkarak; “Namazım geçiyor.” diye heybetle geri çekildi. Namazını kıldıktan sonra gelen Şeyh Şâmil, sapsarı kesilen Generale kesin cevâbını şöyle bildirdi: “General! O Nikola’ya git ve de ki: Senin yerinde şu anda kendisi olsa ve bu alçakca teklifleri bana bizzat yapmak cesâretinde bulunsaydı, ona ilk ve son cevâbı şu kırbacım verirdi.” İyice hiddetlenen Şeyh Şâmil şöyle devâm etti: “Ona söyle! Kahraman tebeamın kalblerinde kök salan bu eşsiz zafer inancını kökünden kazımadıkça, bu mübârek vatan topraklarını en son kaya parçasına kadar karış karış müdâfaa etmekten bizi men edemeyeceksiniz. Dînim ve vatanım uğrunda, bütün çocuklarımı ve âilemi kılıçtan geçirseniz, zürriyetimi kurutsanız, en son tebeamı öldürseniz, tek başıma son nefesimi verinceye kadar sizinle savaş edeceğim. Nikola’yı tanımıyorum. Son cevâbım budur.” Daha sonra ayağa kalktı. Hiçbir şey söylemeye cesâret edemeyen General, huzurdan ayrılıp, Çar’ına durumu bildirdi. Çar, hazır bu yol açılmışken, ikinci bir teşebbüs olmak üzere Kafkas orduları başkumandanı General Feze’yi, İmâm Şâmil’e tekrar gönderdi. Onun da aldığı târihî cevap şudur:

“Ben, Kafkas müslümanlarının hürriyete kavuşmaları için silaha sarılan gâzilerin en aşağısı Şâmil! Allahü teâlânın himâyesini, Çar’ın efendiliğine fedâ etmemeye yemin eden, özü sözü doğru bir müslümanım. Daha önce Çar Birinci Nikola’yı tanımadığımı, emirlerinin bu dağlarda geçersiz olduğunu General Klugenav’a anlayacağı şekilde tekrar tekrar söylemiştim. Bu sözleri sanki taşa söylemişim gibi, Çar, hâlâ görüşmek için beni Tiflis’e dâvet ediyor. Bu dâvete icâbet etmeyeceğimi bu mektubumla son defâ size bildiriyorum. Bu yüzen fânî vücûdumun parça parça kıyılacağını ve sırtımı verdiğim şu vatan topraklarında taş üstünde taş bırakılmayacağını bilsem, bu kesin karârımı hiçbir zaman değiştirmeyeceğim. Cevâbım bundan ibârettir. Nikola’ya ve onun kölelerine böylece mâlûm ola!”

Şeyh Şâmil, teşkilâtlandırdığı yiğitleri hem din bilgilerinde yetiştirir, hem de askerî eğitimden geçirirdi. Köylerde bulunan bütün çocukların Kur’ân-ı kerîm okumasını sağlar, büyüklerin; tefsîr, hadîs, fıkıh gibi dînî ilimlerin yanısıra, zamânın fen bilgilerinde de yetişmesi için uğraşırdı. Din bilgisi olmayan câhillerin Ruslara aldanacağını, vatanını koruyamayacağını, böylece hem dünyâda esâret altında kalacağını, hem de âhirette acı azâblara dûçâr olacağını buyururdu. Bu sebeple, emri altındaki her köy, kasaba ve şehirde medreseler açtırır, hem din, hem de fen ilimlerinin okutulması için uğraşırdı. Kendisi bizzat bu derslere katılır, talebelerine ders verirdi. Başarılı talebelerine mükâfâtlar dağıtırdı. Medresede okutulan dersler yanında, silâh kullanmak, kılıç çekmek, ok atmak, ata binmek gibi konularda eğitimler yaptırır, savaş ânında herbiri birer komutan olacak şekilde yetiştirirdi. Bundan dolayı Şeyh Şâmil, hem milletinin, askerinin devlet reîsi, kumandanı, hem de hocası, imâmı idi. Bu sebeple Kafkasyalı müslümanlar, onu canları gibi çok severler, her emrine şartsız itâat ederlerdi. Vatanlarını Ruslara karşı müdâfaa etmek ve bu uğurda şehîd olup Allahü teâlânın rızâsını kazanmak, her Kafkasyalı müminin yegâne arzusu idi. Çocuklarını, Allahü teâlânın dostlarını sevecek, düşmanlarından da nefret edecek şekilde yetiştirirlerdi. Onlar için Rusları sevmek, onlara boyun eğip emirlerine girmek kadar tehlikeli bir şey olamazdı. Her çocuğa, İmâm Şâmil’in ve diğer âlimlerin muhabbeti, Ruslara olan düşmanlık anlatılırdı. “Hubb-i fillah ve buğd-ı fillah”ın (Allahü teâlânın dostlarını sevmek, düşmanlarından nefret etmek), îmânın asıl sebebi, şartı olduğu, bu olmadıkça hiçbir ibadetin cenâb-ı Hakk’ın katında makbûl olmadığı öğretilirdi.

Rus kuvvetleri hep hezimete uğradı. Yenileri birbirini takib etti. Çar Birinci Nikola, bu hezîmetlerden sonra, bütün Kafkasya’yı fethetmek, Şeyh Şâmil’i ele geçirip bütün müslümanlara kötü günler yaşatmak maksadıyla, ordularının en seçkin generallerini bu işde vazifelendirdi. Napolyon’u mağlub eden bu meşhûr generaller; Fraytag, Svarts, Klugenav, Argutinski idi. Kalelere bıraktıkları ihtiyat kuvvetleriyle birlikte elli bini bulan bu seçme ordu, dört koldan harekete geçti. Netice yine Rus ordularının hezimeti ve bir avuç müslümanın zaferi idi.

Şeyh Şâmil’in, bu kadar kısa sürede, harp târihinde ender rastlanan bir zaferi kazanması ile, Avaristan baştanbaşa düşman çizmelerinden temizlendi. Rusların yirmi beş müstahkem mevkii zapt ve tahrîb edildi. İki binden ziyâde Rus askeri esir alınıp, binlercesi öldürüldü. En mühimi, yenilmez sanılanRus ordularını çok az bir müslüman Türk’ün îmân gücü ile nasıl perişân ettiğine Rus Çarı dahî hayretle şâhid oldu. Rus kaynakları 1843 senesinde yapılan bu harplerin netîcesi hakkında şöyle demektedir:

“Şâmil, Avaristan’da taş üstünde taş bırakmadı. Unsokul, Balakan, Moksok, Ahalçi, Tsanah, Hassat, Gergebil, Burunduk, Hunzah, Nizovaye, Ziran, Gimri gibi en önemli üslerimizi, mevzilerimizi kâmilen ele geçirip temelinden tahrib etti. Rusya’ya çok pahalıya mal olan bu Avaristan muhârebelerinde yaptığımız müthiş masrafları, verdiğimiz korkunç insan ve malzeme zâyiatını hesab edecek olursak, bu savaşın Kafkasya’da yaptıklarımızın en kanlı ve zararlısı olduğu meydana çıkar.”

Bu savaşlar netîcesinde Kafkasya’da yaşayan müslüman Türklerin mâneviyâtı yükseldi. Ruslara karşı müthiş bir direniş başladı. Şeyh Şâmil’e karşı olan güvenleri çoğaldı. Canla başla ona yardıma karar verdiler. Bu savaş, Çar Birinci Nikola’nın gururunu kırdığı gibi, plânlarını da alt üst etti. Napolyon’a karşı gâlip gelen meşhûr Rus generalleri, iki kolorduya yakın büyük bir kuvvet ile Avaristan’a saldırdıkları hâlde, Şeyh Şâmil’in bir avuç ordusu karşısında tutunamamışlar, felce uğramışlardı.

Çar Nikola, bu hezîmetten sonra da, Şeyh Şâmil’in karşısına General Vorontsof’u çıkardı. Onu Kafkas Orduları Başkumandanlığına getirerek; “Bütün ordularım bu uğurda fedâ olsun. Hazînelerimin bütün kapıları Kafkasya için ardına kadar açıktır. İstediğin her şeyi bol bol alabilirsin. Bunun karşılığında sizden Şeyh Şâmil’i ölü veya diri olarak ele geçirmenizi ve Dargo denilen yuvasını kasıp kavurarak çiğnemenizi istiyorum” dedi. General Vorontsof, Kafkasya’yı bir uçtan bir uca fethetmek için altmış bin kişilik bir kuvvetle harekete geçti. Şeyh Şâmil’in yok denecek kadar az bir askeri karşısında perişân olup şaşkına döndü. Bir buçuk ay içinde elindeki bütün cephânelerini, güllelerini İmâm Şâmil’in yaptırdığı sahte istihkamlara, boş siperlere günlerce atarak bitirdi. Hakîkî muhârebelere daha girişemeden cephânesiz kaldı. Geriden gelen mühimmat ve askerin yiyeceğini, erzakları Şeyh Şâmil’in yaptığı baskınla kaybetti. Şeyh Şâmil’in iki ay süren çok mahâretli ve kanlı yıpratma muhârebeleri karşısında mevcûdunun büyük bir kısmını ve üç generalini kaybetti.

Şeyh Şâmil, yeni bir gazâ için hazırlanmaya başladı. Ordusuna, Rusların müslümanlara yaptıkları katliamları, ettikleri işkenceleri ve zulümleri anlatıyordu. Dînini yayabilmek için, vatanlarını korumanın en büyük ibâdetlerden olduğunu, bu uğurda şehîd olmanın öneminden ve Cennet’teki yüksek derecesini haber veriyordu. Peygamber efendimizden ve Eshâb-ı kirâmdan misâller getiriyor, onların hiç rahat yüzü görmediklerini, hayatlarının sonuna kadar İslâmı yaymak için diyar diyar dolaştıklarını, çok az bir kuvvetle pek büyük düşman sürülerine gâlip geldiklerini anlatıyordu. Halk heyecanla dinliyor, o anlattıkça Allahü teâlânın düşmanı olan Ruslara karşı nefretleri artıyordu. Ruslar harp meydanlarında devamlı yenilince ova köylerinde mezalime başladılar. Bu köylerden gelen iki kişi halkın çâresiz hâline Rusların kadın çocuk demeden yaptıkları mezâlimi Şeyh Şâmil’in annesine anlattılar. Annesi, Şeyh Şâmil’i yanına çağırdı. Annesinin en küçük arzusunu kendisine büyük bir emir telakkî eden muhterem İmâm, annesinin yanına gitti. Biraz önce dinlediği vahşetten gözleri yaşla dolan heybetli ana, oğluna; “Evlâdım! Uzak Çeçen köylerinde Rusların yaptığı anlatılmaz işkenceleri ve öldürülen yiğitlerin haberini öğrendim. Kendilerini müdâfaa edemeyen bu köylüleri boş yere kırdırmasan ve Ruslarla belirli bir müddet için mütâreke yapsan olmaz mı?” deyiverdi. Bu sözleri anasından işiten kahraman İmâm, beyninden vurulmuşa döndü. Şeyh Şâmil, bir tarafta vatanın selâmeti ve bu uğurda Ruslarla kanının son damlasına kadar mücâdeleye karar vermiş insanlar, bir tarafta da incitilmesi büyük günahlardan olan ana gibi iki müthiş ateş arasında kaldı. Senelerdir, İslâm düşmanı olan Ruslarla mücâdele etmişti. Hattâ vücûdunda yara almadık yeri kalmamış gibiydi. Bu uğurda; eşi, hemşiresi, oğlu, amcası ve binlerce müslüman Türk şehîd olmamış mıydı? Bu sebeple düşmanla anlaşmaya kalkanlar için kânunlar konulmuş, onlara şiddetli cezâlar verileceği bildirilmişti. Şeyh Şâmil’in bu istek karşısında bir anda sararıp gül gibi solduğunu gören ana, oğlunun kalbine fecî bir hançer sapladığını anlayarak yaptığına pişmân oldu ve; “Dilim tutulsaydı da oğluma böyle bir şefâatte bulunmasaydım. Müslümanların kâfirlere boyun eğmesi gibi büyük bir günâhı işletmeye sebep olmak ne kötü. Elbette oğlum bunu kabûl etmeyecektir. Yâ Rabbî! Bu işin hâlledilmesi için oğluma yardım eyle, beni de affettiklerinin arasına al!” dedi. Sonra kimsenin yüzüne bakamadan evine girdi. İmâm Şâmil ise güç durumlarda namaza durur, günlerce yemeden içmeden o işin hâlledilmesi için Allahü teâlâya yalvarırdı. Yine öyle yaparak mescide halvete çekilen Şeyh Şâmil, gözyaşları arasında namaza durdu. Kur’ân-ı kerîm okudu. Allahü teâlânın sevgili kullarından, başta hocası Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî ve diğer büyüklerden yardım diledi. Onları vesîle ederek cenâb-ı Hakk’a niyâzlarda bulundu.

İmâm’ın korktuğu tek şey, müslümanların kalblerindeki düşmanla mücâdele azminin kaybedilmesi, îmânlarının sarsılması idi. Halkın Ruslarla anlaşmaya meyletmesi demek, esâreti kabûl edip, İslâmın emirlerini yapamamak, yasaklarından kaçınamamak, en mühimi îtikâdlarının bozulması demekti. Üstelik bu korkunç isteğe şefâatçı olan anasıydı. Din ve vatan için, bir değil binlerce ana, oğul fedâ olmalıydı. Şeyh Şâmil, günlerce mescidde Allahü teâlâya yalvarıp, nefs muhâsebesi yaptıktan sonra karârını verdi. Sabırla kendisini kapıda bekleyen halkın huzûruna çıktı. Onlara; “Muhterem anam cezâsını çekecektir!…” emrini bildirdi. Emir büyüktü. Şimdiye kadar İmâm’larının bir istediğini iki etmeyen nâibler, ananın huzûruna çıktılar ve durumu bildirdiler. Yaralı ana, adâlet dîvânının önüne geldi.Halk toplanmış, nefes almadan bekliyordu. Mahkûm mevkiinde, şimdiye kadar Kafkasya’da yetişen âlimlerin, velîlerin en büyüklerinden olan Şeyh Şâmil’in anası vardı. Omuzları çökmüş, yaptığı hatânın üzüntüsü ile rengi solmuş bir hâlde oğluna baktı. Sonra yürekleri parçalayan bir sesle; “Oğlum! Allahü teâlânın emrinden kıl ucu kadar ayrılırsan, emzirdiğim sütü helâl etmem! Verilecek cezâyı şimdiden kabûl ediyor, adâletten zerre kadar şaşmamanı istiyorum.” dedi. Dargolular, Şeyh Şâmil gibi mübârek bir zâtın anasından böyle bir cevâbı bekledikleri için hiç şaşırmadılar.

Herkes pür dikkat, İmâm’ın vereceği karârı heyecanla bekliyordu. Ana ise; “Yâ Rabbî! Oğlum, merhamet duygusu sebebiyle doğru yoldan ayrılmasın” diye duâ ediyordu. Şeyh Şâmil nâibleriyle istişâre ederek netîceyi bildirdi: “Yüz sopa!..” Metânetle ortaya yürüyen ana, acabâ bu cezâya dayanabilecek miydi? Herkes bunu düşünürken, senelerce ünlü Rus generallerine diz çöktürmüş kahraman İmâm’ın, anasının yanına varıp diz çöktüğünü sonra da ellerine sarılıp öptüğünü gördüler. Anasıyla helâllaşan Şeyh Şâmil, Dargolular’a dönerek; “Anamın bu meselede, merhametinin çokluğu sebebiyle başkalarına şefâat etmesinden başka hiçbir hatâsı yoktur. Bu yaptığı hatânın cezâsını da mânevî olarak şu âna kadar çektiği ızdıraplarla ödemiştir. Maddî cezâyı da onun her şeyine vâris olan oğlu çekecektir.” buyurduğunda, herkes yerinde dona kaldı. Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Çünkü, İmâm’ın verdiği karardan döndüğü görülmemişti. Şeyh Şâmil, sopayı vuracak kimselerin yanlarına varıp, belden üst tarafını soyunduktan sonra; “Emri yerine getirmekte bir an bile tereddüd edip elleri titreyenlere yazıklar olsun! Bütün gücünüzle vurmanızı emrediyorum!” diyerek sırtını döndü. Vazifeliler ilk sopaları vurdukları zaman herkesin gözleri yuvalarından fırlamış, bağırmamak için kendilerini güç zaptetmişlerdi. Her sopa indikçe İmâm’ın mübârek vücûdunda derin izler meydana geliyor, sopa yerlerine kan oturuyordu. Aynı yere ikinci üçüncü sopalar isâbet ettiğinde de, oralardan kan fışkırıyordu. Şeyh Şâmil ise vazifelilerin önünde dimdik duruyor, en küçük bir inleme ve sopadan sakınmaya teşebbüs etmiyordu.Nefsin istemediği bu hareket ile pek güzel bir mücâhede hâsıl olup nefsi inliyor, bu sebeple rûhu yükselip, vilâyet makâmlarında üstün derecelere kavuşuyordu. Bu görülmemiş manzara karşısında, bâzı nâibler ileri atılarak sopanın kendilerine vurulmasını istemişlerse de, Şeyh Şâmil’in kararlı bakışlarından korkup geri çekilmişlerdi. Nihâyet yüz sopa vuruldu.Şeyh Şâmil vücûdundan sızan kanlara bakarak, Allahü teâlânın, kendisine verdiği metânet ve sabır için şükür secdesine kapandı. Sonra ayağa kalkıp ellerini açtı ve Rus zulmünden müslümanların muhâfazası için cenâb-ı Hakk’a duâ etti. Hâdiseyi ibretle seyreden halk, bir taraftan ağlayıp gözyaşları döküyor, bir taraftan da Allahü teâlânın, böyle adâletli mübârek bir zâtı başlarına imâm yaptığına şükrediyordu. Artık halk iyice şahlanmış, Ruslarla anlaşma yapmanın ne büyük bir tehlike olduğunu iyi anlamıştı. Onlarla mücâdele etmenin din ve vatan borcu olduğuna yakînen inanmışlardı. Şeyh Şâmil, anasının cezâlanmasına sebeb olanların kim olduğunu sordu. Herkes; “Kim?” diye birbirine bakarken, iki elçi huzûra geldi. Halk, onların üzerine yürümek istiyor, fakat edebe aykırı bir hareketten de çekiniyorlardı. İmâm onlara; “Köylerinize dönünüz. Sizi gönderenlere gördüklerinizi anlatınız. Dînimizi yıkmak isteyen İslâm düşmanlarına verilecek cevâbımız budur.” buyurdu.

Bundan sonraki günlerde Şeyh Şâmil, Kafkasya’ya musallat olan Rus ordularına sık sık baskınlar yaptı, akınlar düzenledi. Onları memleketlerinden çıkarmak için geceli gündüzlü çalıştı. Fırsat buldukça,Çar Birinci Nikola’yı can evinden vuruyor, hiç beklemediği yerlere saldırıyordu. Hiçbir devletten yardım görmeden, tam yirmi beş sene Ruslarla mücâdele ederek vatanını savundu.

Yeni Rus çarıİkinci Aleksandr başa geçtikten sonra, Şeyh Şâmil meselesini hâlledip Kafkasya’yı baştanbaşa fethetmek için, Prens Baryatinski kumandanlığında beş ordu hazırlattı. Bunlardan biri Şeyh Şâmil’in karargâhını, ikinci Lezgi, üçüncü Hazar Denizi civârını, dördüncü ve beşinci ordu da Çerkezistan’ı hedef aldı. Fakat asıl hedef Şeyh Şâmil idi. Îcâb ederse beş ordu birleşip hep birden hücum edebilecekti. Bu sebeple, birinci orduyu bizzat Başkumandan Prens Baryatinski idâre ediyordu. Onun ordusunda elli bine yakın seçme asker ve elli civârında ağır top mevcuttu. Bu muazzam kuvvete karşı, Şeyh Şâmil de beş bine yakın süvârisiyle Ruslarla çarpışmaya başladı. Uzun ve kanlı çarpışmalardan sonra, Şeyh Şâmil, Gunip Dağına çekildi. Bu dağda beş yüz kadar fedâisi ile bir buçuk ay süreyle koskoca ordu ile savaştı. Ellerinde atacak barutları, yiyecek bir şey kalmadı. Etrâfındaki yiğit askerlerinin dört yüz kadarı da şehîd olmuştu. Yiyecek yerine karınlarına taş bağlayarak düşmanla mücâdeleye devâm ediyorlardı. Başkomutan Baryatinski, Şeyh Şâmil’i canlı ele geçirmek istiyordu. Bu sebeple Şeyh Şâmil’e beyaz bayraklı elçiler göndererek teslim olmasını teklif etti. Şeyh Şâmil’in çocukları ve askerleri bu ümitsiz mücâdelede İmâm Şâmil’in de şehîd olacağını, sonunda Kafkas Türklerinin başsız kalacağını düşündüler. Şimdi bir anlaşma ile teslim olurlarsa, ilerde, Allahü teâlânın yaratacağı yeni imkânlara göre hareket edebileceklerini Şeyh Şâmil’e bildirdiler. Şeyh Şâmil, dîni, vatanı için canını seve seve vermeye hazırdı. Fakat, müslümanlara yardım etmek zâhiren sağ kalmakla mümkündü. Bu sebeple gelen elçilerle anlaşma yapıldı. Bu anlaşmaya göre; “Türklerin dinlerine karışılmayacak, onlardan asker alınmayacak, vergi toplanmayacak, Türkler iç işlerinde serbest bir devlet olup, idârecilerini kendileri seçecekler. Şeyh Şâmil, âile efrâdı ve mevcut kırk kadar askeri ile, silâhları dahî ellerinden alınmadan Türkiye’ye gidebilecekti.” 1859 senesinde yapılan bu anlaşmadan sonra silâhlar sustu. Başta Başkomutan Baryatinski, diğer generaller ve bütün Rus askerleri, yirmi beş senedir bir avuç fedâisi ile koskoca Rus ordularını perişân eden, akla havsalaya sığmayan menkıbeler sâhibi kahraman Şeyh Şâmil’i bir an önce yakından görmek istiyordu. Şeyh Şâmil, kendisine hayranlıkla bakan Rus askerlerinin aralarından geçerek, Başkomutan Baryatinski’nin çadırına gitti. Baryatinski, anlaşma şartlarının geçersiz olduğuna, kendisinin ve âile efrâdının Çar İkinci Aleksandr’ın esîri olup, misâfir muâmelesi yapılacağını bildirdi. Artık iş işten geçmişti. Sözünden dönen bu alçak Ruslara karşı yapılacak bir şey yoktu.

Çar kendisine bir konak ve hizmetçiler verdi. Şeyh Şâmil, Kaluga’da kaldığı on sene zarfında kendini kitaplara verdi. Ancak bu şekilde teselli bulabiliyordu. Artık oldukça yaşlanmış, esâret hayâtı onu iyice çökertmişti. Bir defâsında, ziyârete gelen Rus Çar’ına Hacca gitmek istediğini bildirdi. Rus Çar’ı bunu kabûl etti. Fakat oğullarının rehin olarak kalması gerektiğini söyledi. Bunu kabûl eden Şeyh Şâmil, 1870 senesinde İstanbul’a hareket etti.Bu haberi işiten İstanbullular heyecanla İmâm’ın gelmesini beklediler. SultanAbdülazîz Hân, sarayında hazırlıklar yaparak, senelerdir Ruslara kan kusturan İmâm Şâmil hazretlerini beklemeye başladı. Kafkasya’da, İslâmiyeti yok etmeğe uğraşan Ruslara karşı verdiği amansız mücâdeleyi iftihar gözyaşlarıyla tâkib eden müslüman Türk milleti, Şeyh Şâmil’e hayran idi. Onun esâretten kurtulup İstanbul’a geldiği gün, yer yerinden oynamış, halk sâhile dökülmüştü. Rus vapuru Dolmabahçe Sarayı önüne demirlediğinde, Sultan Abdülazîz’in saltanat kayıkları, İmâm Şâmil ve âile efrâdını saraya getirdiler. Abdülazîz Hân, onu sarayın kapısında karşılayıp, büyük bir hürmetle; “Babam kabrinden kalksaydı ancak bu kadar sevinebilirdim” diyerek, çok iltifâtlarda bulundu. Sarayda hâl hatır sohbetleri arasında SultanAbdülazîz, her türlü emrine hazır olduğunu bildirdi. Bunun üzerine Şeyh Şâmil; “Pâdişâhım! Hayâtımın şu son günlerini aşkıyla yandığım sevgili Peygamberimin huzûr-ı şerîflerinde geçirmek istiyorum. Bunun teminini zât-ı âlinizden istirham ediyorum” dedi. Bu arzuyu büyük bir îtinâ ile yerine getirmek için Rus sefirini saraya çağırttı. Durumu anlatıp, Çar’a bildirmesini emretti. Rus Çarı İkinci Aleksandr kabûl edip, Şeyh Şâmil’in Rusya’ya geri dönmemesini bildirdi. Buna ziyâde memnun olan Şeyh Şâmil, İstanbul’da kısa bir müddet kaldı. Başta Sultan Abdülazîz’in ve İstanbulluların gösterdiği yakın alâkaya, misâfirperverliğe hayran oldu. Bu kadar ilgiye rağmen bir an önce Hicaz’a gitmek istediğini pâdişâha bildirdi. Abdülazîz Hân onun için en mükemmel vapurunu hazırlatıp teşyî eyledi.

Vapurun her uğradığı yerde, halk görülmemiş bir heyecanla Şeyh Şâmil’i karşılıyor, onun duâsını almak yarışına giriyorlardı.Mısır’a geldiklerinde, Hidiv İsmâil Paşa, onu şânına lâyık karşıladı. O sırada İsmâil Paşa’nın yanında,Cezâyir’i Fransız istilâsından kurtarmak için çok gayret gösteren büyük âlim, mücâhid, gâzî, Abdülkâdir Efendi de misâfir bulunuyordu. İki kahraman âlimin sohbetleriyle şereflenen İsmâil Paşa, onlarıKâhire’de bir ay kadar misâfir etmek bahtiyarlığına kavuştu. Sonra İskenderiyye’ye kadar giderek Cidde’ye uğurladı. Peygamberimizin ve Kâbe’nin hasretiyle yananŞeyh Şâmil’in heyecânı, oralara yaklaştıkça artıyordu. O sırada Mekke emîri olan Şerîf Abdullah da, Şeyh Şâmil’i çok seviyordu. Onu büyük bir îtibarla karşıladı. Hicaz’da, onun büyük bir âlim ve kahraman olduğunu işiten herkes, onu görmeye can atıyor, ilgi ve hürmet gösteriyordu.

Şeyh Şâmil, büyük bir îtinâ ile bütün şartlarına âzamî titizliği göstererek haccını yaptıktan sonra, ömrünü O’nun sünnet-i seniyyesini yaymak için uğraştığı, bu uğurda ölümü göze aldığı, sevgili, muhterem, mübârek Peygamberi, iki cihânın efendisi Muhammed aleyhisselâmın huzûr-ı şerîflerine gitmek için, nûrlu Medîne yollarına düştü. Her an aşkıyla yandığı efendisine yaklaşıyor, şimdiye kadar içinde kopan fırtınalar her geçen sâniye daha da şiddetleniyordu. Medîne-i münevvere görünmeye başladığında oldukça heyecanlanan Şeyh Şâmil, toprağa kapanarak, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin şu şiirini terennüm etmeye başladı.

“Server-i âlem sana âşık olup da, yanarım!
Her nerede olsam o güzel cemâlin ararım.

Kâbe kavseyn tahtının sultânı sen, ben hiçim.
Misâfirinim dememi saygısızlık sayarım.

Her şey cihânda senin şerefine yaratıldı,
Rahmetin bana da yağsa, o ân olur bahârım.

Acıyıp bir bakınca, ölü kalbler dirilttin,
Sonsuz merhametine, sığınıp, kapın çaldım.

İyilik kaynağısın dermanlar deryâsısın!
Bir damla lütfet bana, derde devâsız kaldım.

Herkes gelir Mekke’ye, Kâbe, Safâ, Merve’ye,
Ben ise senin için, dağlar tepeler aştım.

Saâdet tâcı giydirildi, rüyâda başıma,
Ayağın toprağı serpildi yüzüme sanarım.

Ey Câmî hazretleri, sevgilimin bülbülü!
Şiirlerin arasından, şu beyti seçtim aldım:

“Dili aşağı sarkık, uyuz köpekler gibi,
Bir damlacık umarak, ihsân deryâna vardım.”

Ey günahlılar sığınağı, sana sığınmaya geldim!
Çok kabahatler işledim, sana yalvarmaya geldim!

Karanlık yerlere saptım, bataklıklara saplandım,
Doğru yolu aydınlatan, ışık kaynağına geldim.

Çıkacak bir canım kaldı, ey bütün canların cânı!
Uygun olur mu söylemek, cânımı fedâya geldim.

Derdlilere tabîbsin, ben ise gönül hastası,
Kalb yarama devâ için, kapını çalmağa geldim.

Cömerdlerin kapısına, bir şey götürmek hatâdır.
Basmakla şeref verdiğin, toprağı öpmeğe geldim.

Günahlarım çok, dağ gibi, yüzüm kara, katran gibi,
Bu yükden ve siyâhlıkdan, tamâm kurtulmağa geldim.

Temizler elbet hepsini, ihsân deryândan bir damla,
Gerçi yüzüm gibi kara, amel defterimle geldim.

Kapına yüz sürebilsem, ey cânımdan azîz cânân
Su ile olmayan işler, hâsıl olur o topraktan.”

Peygamber efendimize olan aşkının çokluğundan ve O’na kavuşmanın heyecânından dolayı gözünden sel gibi gözyaşı akıtan Şeyh Şâmil,  Resûlullah’ın huzûr-ı şerîflerine geldi. Başta Medîne muhâfızı Hâfız Paşa, seyyidler, dünyânın dört bucağından gelmiş hacılar, onu heyecanla tâkib ediyordu. Kabr-i saâdetlerinin kıble tarafına geçip, mübârek ayak uçlarından Resûlullah’a, gönlünün en derin köşelerinden coşup gelen vecd ile:

“Essalâtü ves-selâmü aleyke yâ Resûlallah!
Essalâtü ves-selâmü aleyke yâ Habîballah!”

Essalâtü ves-selâmü aleyke yâ Seyyidel evvelîne vel-âhirîn!” diyerek selâm verince, Resûlullah’ın, selâmına mukâbelesi ile şereflendi. Orada bulunanların şâhid olduğu bu hâdiseden sonra Şeyh Şâmil, uzun müddet duâ edip gözyaşı dökerek hasretini giderdi, gönlündeki fırtınaları dindirdi.

Şeyh Şâmil, Medîne-i münevvereye geldiğinde hastalandı. Kısa süren bu hastalığında âile efrâdı, berâberinde gelip kendisine hizmet edenlerle ve ziyâretine gelenlerle vedâlaştı. Sultan Abdülazîz’e, Rus Çarı’nda rehin bıraktığı çocuklarının kurtarılmasını, Devlet-i aliyye-i Osmâniye’de vazife verilmesini bildiren bir mektup yazdırdı. Sonra başında okunan Kur’ân-ı kerîm tilâvetleri arasında, 1870 (H.1287) senesi Zilka’de ayının yirmi beşinci gününde Kelime-i şehâdet söyleyerek vefât edip, sevdiklerine kavuştu. Cennet-ül-Bakî’ Kabristanı’na defnedildi.

1) Şems-üş-Şümûs; s.137

2) Gazevât-ı Şeyh Şâmil

3) Âsâr-ı Dağıstân; s.194

Kategoriler, Toplum içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Yetim Emin (İtim emin)


Yetim Emin:  1838–1886 Lezgi.

Lezgilerin klasik ozanı Yetim Emin eski Kyuri Hanlığının SİLİNG köyünde doğdu. Babası ilim sahibi ve okur yazardı, oğluna da öğretti okuma-yazmayı ve dini bilgileri. Yetim Emin’in gençliği, babasının kadılıkta görev yaptığı Yaldcuk köyünde geçti. Babası onu medreseye okumaya ve ilim tahsil etmeye gönderdi. Fakat Yetim Emin, küçük yaştan beri şiire meraklıydı, medresede okurken bile şarkı-türkü besteledi. Emin’in mahareti, aradan yıllar geçtikçe ilerliyordu. Şairin parlak fikirleri ve olağanüstü yetenekleri sayesinde o zamanın ahvali-halin, şiirlerinden de anlaşılmaktadır.

Yetim Emin, sevdiği hakkında söylediği şiirlerle başlamıştı şairliğe. Daha sonra bestelerini zalim Han’lar, zenginler ve mollalar hakkında, onları yeren hicveden şiirler yazmaya başladı. Memleketin ahvalini yazmaya ömrünün yetmeyeceğini dile getiren Emin, haksızlığa tahammül etmezdi, fakir halka acır ve onların çektiklerini dile getirerek, uğradıkları zulümlere ve haksızlığa tercüman olurdu.

Ağır hastalandığında eşinin-dostunun kendisini terk ettiğinde, bu nankör halk için kendini ateşe atarak yazdıklarına, pişmanlık içeren öfke dolu şiirler yazmıştı. Kendisine “Yetim” diye isim bırakan Emin’in şiirleri, sağlığında da bütün Dağıstan’da meşhurdu. Herkes gibi ezbere bilinen bu şiirler, yazılmış vaziyetteydi.

Halk bu şiirleri ilahi gibi okur , çocuklarına da öğretirlerdi.

Toplum içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Yetim emin (itim emin)


Yetim Emin: 1838–1886 Lezgi.
Lezgilerin klasik ozanı Yetim Emin eski Kyuri Hanlığının SİLİNG köyünde doğdu. Babası ilim sahibi ve okuryazardı, oğluna da öğretti okuma-yazmayı ve dini bilgileri. Yetim Emin’in gençliği, babasının kadılıkta görev yaptığı Yaldcuk köyünde geçti. Babası onu medreseye okumaya ve ilim tahsil etmeye gönderdi. Fakat Yetim Emin, küçük yaştan beri şiire meraklıydı, medresede okurken bile şarkı-türkü besteledi. Emin’in mahareti, aradan yıllar geçtikçe ilerliyordu. Şairin parlak fikirleri ve olağanüstü yetenekleri sayesinde o zamanın ahvali-halin, şiirlerinden de anlaşılmaktadır.
Yetim Emin, sevdiği hakkında söylediği şiirlerle başlamıştı şairliğe. Daha sonra bestelerini zalim Han’lar, zenginler ve mollalar hakkında, onları yeren hicveden şiirler yazmaya başladı. Memleketin ahvalini yazmaya ömrünün yetmeyeceğini dile getiren Emin, haksızlığa tahammül etmezdi, fakir halka acır ve onların çektiklerini dile getirerek, uğradıkları zulümlere ve haksızlığa tercüman olurdu.
Ağır hastalandığında eşinin-dostunun kendisini terk ettiğinde, bu nankör halk için kendini ateşe atarak yazdıklarına, pişmanlık içeren öfke dolu şiirler yazmıştı. Kendisine “Yetim” diye isim bırakan Emin’in şiirleri, sağlığında da bütün Dağıstan’da meşhurdu. Herkes gibi ezbere bilinen bu şiirler, yazılmış vaziyetteydi.

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Lezgi chalaldi videoyar


Lezgi chalaldi videoyar

sad 1-kamila memedova

sad 2-kamila memedova

sad 1-kamila memedova

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Hatıra Fotoğraflar



Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Lezgice Konuşmak İçin


LEZGİCE PRATİK KONUŞMA KILAVUZU

 

Türkçe/Lezgice

 

Hazırlayan: Vacip Güven

 

Tanışma:

taniştırmişarun

Adın ne?

Vi t’ar vuçy

Benim adım…………….dır.

Zi t’ar murat yı

Sizi tanıştırayım

Kü tanıştırmişarin
Kızım………………..

Zi ruş
Oğlum………………

Zi gada
Eşim,…………………

Zi P’ab
Dostumu size takdim edeyim

Zi xuanaxa küez c’iriny
Biz tanışıyoruz

Çaz sadazsad Ch’iz
Nasılsınız?

Hig’av
Teşekkür ederim iyiyim. Siz nasılsınız?

Allah rezi huy,kü hig’av
Nerelisiniz?

Kü (vu) hinayi?
Nereden geliyorsunuz?

Kü hina g’uezy
Ne iş yapıyorsunuz?

Vuç gualax eyiz?
Ben doktorum/mühendisim/öğretmenim

Zu duxturyi /zu muhendisyi/zu muallimyi
Tanıştığımıza çok memnun oldum

vu ch’irxuniz gızzaf şad khan
Ben de tanıştığımıza çok memnun oldum
Zazni vu ch’irxuniz gızzaf şad khan

Bay

itim
Bayan (evli)

dishehli, , p:ab ,qari
Bayan (Bekar)

dishehli

Arkadaş

xuanaxua

 

Alış-Veriş: Qaçu-gunn (Alver)

 

– Merhaba,  Hoş geldiniz,

Salamun alaykum,vu hoş at’an. (Hashgeldi)

– Hoş bulduk..    Buyurun..

Alaykum salam, ilifa (buyurun)

– …………………… var mı?

….. avazan ?

– Evet, var.

ehh, uunn, avaz

– Hayır, yok.

 Va , avaçh

 

SIFATLAR:

Acı     X  Tatlı

Kuzv   x  Şiriny

Açık    X Kapalı

Ak’ay   x AkIaln

Boş      X Dolu

pich’iy (Bush) x ac’anv

Büyük X Küçük

Ç’exi   x   ğhüç’i

Ekşi     X Tatlı

Tük’ül x verc’i

Pahalı  X Ucuz

Masany x ucuz

Sıcak   X  Soğuk

C’imi   x   meq’i

Yeni    X  Eski

Ts’iyi    x   iski (kühne)

Zor      X  Kolay

Aghur ,zory  x  kolay, asant, q’ezil

Güzel X Kötü

İyyer x pis

Taze X Bayat

Taza x  bayat

 

Tuz x Tuzsuz

K’el x  shit

 

 

 

 

 

Ne kadar? =  Kaç lira?

Hik’an = şumud manatyi (kizilyi)?

– Merhaba           Su var mı?

Salamalaykum, yad avazan

– Evet, var.       Su soğuk mu?

Uun, avaz . yad q’anvan? (qeyi ya?)

–          Evet, soğuk.

–          Uun, qeyi.

–          Hoş geldiniz.

–          Hoş at’an. (Hashgeldi).

–          Sigara var mı?

–          Baprus avazan?

–          Hayır, yok.

–          Vaa’. avaçh

– Buyurun

Şa, İlifa (veya Buyrun)

– Ne kadar?

hiqany

– 50 lira

Yaxts’ur ni s’ud manatyi.

– Teşekkürler.

Allah rezi huy

– Su var mı?

Yad avazan?

– Evet, var.

Oun avaz

– İyi günler.

İyyer q’ar

Renkler

Beyaz

Lats’u

Kırmızı

yaru

Mavi

vili

Sarı

Q’ipi

Siyah

Ch’ulav

Yeşil

Qats’u

Koyu

eqi

Açık

aqa

Hava Nasıl?

Yuğ hikay

Bulutlu

Sifer ava.

Yağmurlu

Marf ğuazv

Sıcak

çimiy

Soğuk

Meqi

Ilık

kürügümyi

Hoş

kısany

Açık

aqay

Kapalı

Akalxanv

Kuru

quranv

Rüzgar

Qav,gar av

Güzel

iyyery

Az

timmil

Çok

Gızzaf, lap, para

Biraz

timmilkuan

Hiç

hiç

 

Yer:

Çıka’

Nerede?

hinav

Evde

qüeleva

Odada

Odadava (Utaxda)

Istanbul’da

istanbulda

Sokakta

Küçeda

Otobüste

avtobüstdav

Almanya’da

almanyadav

 

Sayılar

numarayar

Bir

sad

İki

qüed

Üç

pud

Dört

qud

Beş

Vad

Altı

Rugud

Yedi

irid

Sekiz

Müşüd

Dokuz

K’üd

On

S’ud

On bir

S’usad

On iki

S’uqüed

On üç

S’up’ud

On dört

S’uq’ud

On beş

S’uvad

On altı

S’urugud

On yedi

S’uirid

On sekiz

S’umüşüd

On dokuz

S’uk’üd

Yirmi

qad

Yirmi bir

qadnisad

Yirmi iki

qadniqüed

Otuz

qadniS’ud

Kırk

Yaxs’ur

Elli

Yaxs’urnis’ud

Altmış

P’udqad

Yetmiş

P’udqadnis’ud

Seksen

Q’udqad

Doksan

Q’udqads’ud

Yüz

viş

Yüz bir

vişnisad

Yüz iki

Vişniq’üed

Yüz on

Vişnis’ud

İki yüz

qüeviş

Üç yüz

P’udviş

Dokuz yüz

K’üdviş

Bin

azur

Beş bin

Vadazur

On bin

S’udazur

Yüz bin

vişazur

Bir milyon

Sa milyun.

 

Saat kaçta?

Saat  şumuda

Saat kaç?

Saat  şumudy

Yarım

zuryi

Buçuk

zury

Tam

tam

Geçiyor

alatz

Var

amazv

Kala

Amuk’nv

Yemek saat kaçta?

Fut’ün  saat şumuday

Toplantı yedide.

Q’uat h’unn  iriday

Ders saat kaçta?

Dars saat şumudaya

Ders  onbirde.

Dars saat c’usaday

 

 

ÖRNEK CÜMLELER

Misal gafar

 

Ben iyiyim           hastayım        boşum            üzgünüm       (y) –im

Zu               kısany            niçay             boş                 başmany

Sen iyisin            rahatsın          hazırsın          yorgunsun           –sın

Vu                kısany                rahaty              hazuryan         galatxanv

O emin (dir)     meşgul           rahatsız           akıllı                   -dir

Hama              eminy              meşgul            rahatsuz          akulluy

Biz iyiyiz             memnunuz    boşuz              hastayız         (y)-yız

Çu                  kısanz              xoşnuty           boşy                niçay

Siz iyisiniz          boşsunuz        akıllısınız        rahatsınız        –sınız

Kü                  kısay               boşy                akulluy            rahaty

Onlar iyi(ler)           yorgun(lar)    emin(ler)         hazır(lar)            –lar

Habur             kısanary          galatkxanv

İyiyim

Zu kısanz

İyisin

kısanya

İyi

kısany

İyiyiz

Çu kısanz

İyisiniz

Kü kısany

İyiler

Habur kısany

 

 

 

 

 

Soru şekli

Ben     iyi miyim hasta mısın     boş musun     üzgün müsün    mıyım?

Zu      kısanyan          niçayan           boşyan            başmanyan

Sen     iyi misin hasta mısın     hazır mısın     akıllı mısın       mısın?

vu      kısanyan          niçayan           boşyan            başmanyan

O        iyi mi rahatsız mı      yorgun mu      hazır mı           mi(dır)?

atama  kısanyan          niçayan       galaykhanvan      hazuryan

Biz      iyi miyiz memnun muyuz   boş muyuz  hasta mıyız      mıyız?

çu      kısanyan          memnunyan     boşyan           niçayan

Siz      iyi misiniz üzgün müsünüz   boş musunuz  hasta mısınız  mısınız?

kü     kısanyan          başmanyan      boşyan            niçayan

Onlar  iyi(ler) mi rahatsız(lar)  mı   akıllı(lar mı   boş(lar) mı     (ler) mi?

habur  kısanyan          niçayan           akulluyan        boşyan

Olumsuz Cümleler

T’uş

Zu T’uş …………değilim.

Vu T’uş …………değilsin.

T’uş …………değil.

Çu T’uş …………değiliz.

Habur T’uş …………değilsiniz.

At’aburni T’uş …………değil(ler).

Değil mi

T’uşni

Zu T’uşni …………..değil miyim?

Vu T’uşni …………..değil misin?

T’uşni …………..değil mi?

Çu T’uşni …………..değil miyiz?

Habur T’uşni …………..değil misin?

At’aburni T’uşni …………..değil(ler) mi?

Nasıl

hikay

Şimdi

gila

Bugün

Q’e

Yarın

P’ak’a

Dün

Na’g

Bazen

bazen

Biraz

timmil

Bazı (günler)

Bazı k’ar

Sık sık

hep

Hep

Her zaman

hammişa

Her gün

Har q’uz

Sen bugün okulda mısın?

Vu q’e mektebdavan?

Siz öğrenci misiniz?

Vu talebeya

Siz yarın meşgul müsünüz?

Küez baq’a kualax avazan

Siz şimdi işte misiniz?

Gila vu kualax avazan

Sen çalışkan mısın?

Vu çalışkhanyan

Sen tembel misin?

Vu kahulyan?

Sen yarın boş musun?

Vu p’ak’a buş yan

Siz her gün okulda mısınız?

Vu har g’uz mektepdavan

Sen Türk müsün?

Vu türkyan?

Siz rahat mısınız?

Kü rahatyan?

Sen deli misin?

Vu dilidyani? (Kimiya)

Fiiller

Bakmak

K’iligun

Durmak

Aq’azun

Dinlemek

yabgun

Çalışmak

Q’ualax avun

Gelmek

At’un

Gitmek

K’ifin

Görmek

Aq’un

Gülmek

Kqürün

İçmek

Q’unn

Yemek

T’ünn

Kızmak

Q’el at’un

Konuşmak

raxun

Okumak

k’elun

Oturmak

As’uqun

Sormak

cuzun

Uyumak

kusun

Yapmak

avun

Yazmak

kxhin

Yaşamak

yaşamişxun

Oynamak

Q’uğun

Gezmek

G’üeg’ün

Öğrenmek

C’irkxun

Kullanmak

işlemishun

Sevmek

Mühübbat avun, (K’ankxun, Q’anival iyiz)

İstemek

K’ankxun, Q’anzı

İzlemek

izlemişun

Çıkmak

equçun

Söylemek

luhun

Beklemek

Beklemişun (aquaz)

Seyretmek

kiligun

Yemek

Tü’n

Anlamak

ghavurda hatun, ğavurda akun.

Bilmek

Ç’irxun

Başlamak

gatunun

Giyinmek

Aluk’un

Etmek

avun

Anlatmak

Raxun, Aq’ağun

Pişirmek

churun

Almak

qachun

Vermek

gun

Bitmek

kütaxhqu

Bulmak

cağurun

Buluşmak

Cağun,sanal at’un

Taşımak

T’uxun

Yıkamak

çüxün

Yollamak

dugurun

Ağlamak

şexun

Özlemek

Rik’e aqatun

İlgilenmek

Alaqa qalurin

Sıkılmak

Rig’ aqatun

Hoşlanmak

Hoşuniz finn

Bayılmak

Vuçviçela alatun

 

Bileşik Fiiller

Dans etmek

K’üler avun

Ders çalışmak

Ders avun

Nefret etmek

K’el atun

Sigara içmek

Baprus c’uğun

Televizyon seyretmek

Televizyondiz kiligun

Şarkı söylemek

Maniyar luhun

Telefon etmek

Telefondaldi aramişun (telefun zeng iyiz)

Yemek yemek

Fu tün

Yemek yapmak

Yemek avun

Masal anlatmak

Maxar ak’agun

Hikaye anlatmak

Maxar ak’agun

Alış veriş yapmak

Qçun gun

Okula/İşe gitmek

Mektebdiz/kualaxiz fin

Türkçe öğrenmek

Türk chal cirxun

Ödev yapmak

Ders avun

Rapor yazmak

Not k’un

ŞİMDİKİ ZAMAN

Ben             geliyorum               gülüyorum            oturuyorum            kalıyorum

Zu              quez                        kürez                      as’ukz                     aqaz

Sen             geliyorsun               gülüyorsun            oturuyosun             kalıyoruz

vu

O                geliyor                     gülüyor                 oturuyor                 kalıyor

At’ama

Biz             geliyoruz                  gülüyoruz             oturuyoruz             kalıyoruz

çu

Siz              geliyorsunuz            gülüyorsunuz       oturuyorsunuz        kalıyorsunuz

Onlar          geliyorlar                 gülüyorlar             oturuyorlar            kalıyorlar

Habur,atabur

Geliyor

kuez

Gidiyor

Fiz

Bakıyor

Kiligz

İçiyor

Quazy

Görüyor

akuazy

Gülüyor

qürezy

Duruyor

aquay

Oturuyor

As’ukz

Yapıyor

İyiz,eyiz

Uyuyor

kusuz

Televizyon seyrediyor

“””” diz kiligz

Konuşuyor

raxaz

Yemek yapıyor

Fu nezy

 

Anlıyor

anlamışjez

 

Ağlıyor

şehz

Başlıyor

gatunz

Bekliyor

beklemişz

Dinliyor

Yabguz

İstiyor

Qıanz

 

Oynuyor

quğazv

 

Özlüyor

Rik’e aqatz

Şarkı söylüyor

Maniyar luhuz

Yakışıyor

tüküz

Yıkıyor

çikiz

Yolluyor

dugurz

Biliyor

Çizz

Çalışıyor

Kualax eyiz

Geliyor

kuezy

Veriyor

guz

Yıkıyor

çukurz

Söylüyor

luhuz

Bekliyor

beklemişz

İçiyor

Quazy

Oturuyor

As’ukz

ŞİMDİKİ ZAMAN OLUMSUZ

Ben           bilmiyorum            duymuyorum

Zaz                  çizaç                van jezaç

Sen           bilmiyorsun            duymuyorsun

Vaz                 çizaç                van jezaç

O              bilmiyor                  duymuyor

Hadaz                         çizaç                van jezaç

Biz            bilmiyoruz              duymuyoruz

Çaz                 çizaç                van jezaç

Siz            bilmiyorsunuz         duymuyorsunuz

Küez               çizaç                van jezaç

Onlar        bilmiyor                  duymuyorlar

Habiriz            çizaç                van jezaç

Sen Türkçe biliyor musun?

Vaz türk çhal çizan

Ben Türkçe  öğretiyor muyum?

Za türk çhal cirzan

O savaşı seviyor mu?

Hadaz davediz kıanza

Biz sigara içiyor muyuz?

Çına baprus çugaza

Onlar dans ediyorlar ?

Habiri küler eyizan

Sen Rusça anlamıyor musun?

Na rusçal fahum eyizan

Sen politikayla ilgilenmiyor musun?

Vi politikadixgalaz alaqa avazan

Öğrencilerin seni dinlemiyorlar mı?

Talebeyrii vaz yab guzaçni?

Biz uyuyor muyuz?

Çu kusuzani

Nerede çalışıyorsun?

Hina kualax eyiza

Hangi okula gidiyorsun?

Hi mektebdiz fiza

Okula neyle geliyorsun?

Mektebdiz küellaz güeza

Sen nerede oturuyorsun?

Vu hina acukz

Geceleri kaçta yatıyorsun?

Yifiz şumuda kusuz

Yazları nereye gidiyorsun?

Gatuz hiniz fiza

Sabahları kaçta kalkıyorsun?

Pakamax şumuda karaz

Öğleleri nerede yemek yiyorsun?

Nisiniz hina fu nez

Okulda neler yapıyorsun?

Mektebda vuçar eyiza

Her akşam televizyon izliyor musun?

Har naniz televizyondiz kiligzan

Bugünlerde çok yorgun musun?

İ kara gızzaf galatjezan(galatkhanvan)

Her gün işe gidiyor musun?

Har ğuz kualaxiz fizan

Her gün gazete okuyor musun?

Har ğuz gazeta kielzan

Sık sık kütüphaneye gidiyor musun?

Hep kitabhanediz fizan

Her öğlen yemek yiyor musun?

Har nisiniz fu nezan

Senin araban ne renk?

Vi arabadi rang vuçy

Sizin eviniz nerede?

Kü kual hinav

Senin kalemin nerede?

Vi kalem hinav

Senin gözlerin ne renk?

Vi vilerin rang vuçy,(vi viler hi rangy)

Sizin soyadınız ne?

Vi xizandi tar vuçy

Senin dersin kaçta?

Vi ders şumuday

Senin okulun nerede?

Vi mekteb hinav

 

Benim Ailem

Zi  xizan

Abla

bax

Ağabey (abi)

Sıtxa,dax

Amca

dax

Anne

Ana

Anneanne

dide

Arkadaş

H’anah’a

Baba

Buba,dax

Babaanne

dide

Büyükanne

dide

Büyükbaba

buba

Dayı

xalu

Dede

buba

Enişte

yezne

Erkek arkadaş

xanaha

Erkek kardeş

sıtxa

Yuldaş,

Koca:Ğül

Hanım (eş); pab

Hala

Eme

Kardeş

Bax, vax, sıtxa

Kız

ruş

Kız kardeş

Bax, vax

Oğlan

gada

Tanıdık

Ç’izadi

Teyze

xala

Yeğen

Xut’ul

Yenge

sas

SORULAR

Ne

vuç

Kim

vucy

Kimle

Nih’galaz

Nereye

hiniz

Nerede

hina

Nasıl

Hik’a

Neyle

G’uaxgalaz

Ne zaman

mus

 

 

 

 

Benim midem yanıyor.

Zi rufun kguz

Benim başım ağrıyor.

Zi q’il t’az

Benim biraz canım sıkılıyor.

Zi rikh aqatz

Karnım ağrıyor.

Zi rufun t’az

Benim kulağım çınlıyor.

Zi yab çınlamişjez

Gözlerim yanıyor.

Zi viler g’uz

Benim midem bulanıyor.

Zi rufun elküzava

Ön – Arka

Vilik -q’ulux

Üst – Alt

Vinel- g’enikh

İç – Dış

G’ene -g’ec’el

Sağ – Sol

Erç’i-çapla

Yan – Kenar

Pad-kqerex

Orta – Karşı

Yukh-gqarşi

Kuzey – Güney

Kefer- q’ible

Doğu – Batı

Rağakuçza pad- Rağekiza pad

Ara – Etraf

Ara-kerex

Baş – Son

K’il – güanipad

 

YERLER

çıkayar

Evin önü

Küelin vilikh

Kapının arkası

Rikg’inin quluxpad

Ağacın altı

T’arc’in k’an

Masanın üstü

Masadin vinelpad

Denizin dibi

Hülün kıan

Odanın dışı

Küelin gec’elpad

Çantanın içi

Çantadin g’enepad

Okulun ilerisi

Mehtepdin atapad

Ağacın gerisi

T’arc’in quluxpad

Dükkanın sağı

Dükendin erçipad

Kahvenin solu

Kahvedin çaplapad

Pencerenin yanı

Dagqardin pad

Yolun kenarı

Rekhin gerex

Türkiye’nin kuzeyi

Turkiyadi n keferda

Amerika’nın güneyi

Amerika’din q’ible

Evle okulun arası

Küelini mektebdin arada

Gölün etrafı

Hülün g’erexda

Dersin başı

Darsdin kilix

Filmin sonu

Filimdin kuluxqil

Evin karşısı

Küelin karşidal

Bugün ayın kaçı?

Kıe vac’ran şumudya

Türkçe zor mu?

Türk chal zoryan

Karadeniz nerede?

Karadeniz hinav

Saat kaç?

Saat şumudy

Bugün hava nasıl?

Kıe chav hikay

Okula nereden geliyorsun?

Mektebdiz hina quezy

Yarın ayın kaçı?

Paka vacran şumudy

“Kim” ne demek?

Vuc vuç lahagafy

Bugün günlerden ne?

Kıe hi yuğy

Amerikan bayrağı ne renk?

Amerikadin bayrax hi rangyi

Türkçe dersi saat kaçta?

Türkchal quarqulag şumuday

Senin sağında kim oturuyor?

Vi erchi pada vuc acukzu

Senin karşında kim var?

Vi karşidal vuc ala

Her gün okula geliyor musun?

Harkuz mektebdiz kuezan

Ben     Sen      O         Biz                  Onlar

Zu       vu        hama   çu              habur,atabur

Bana          Sana         Ona        Bize          Onlara

Zaz             vaz           hadaz     çaz            habiriz

Bende        Sende       Onda      Bizde        Onlarda

Zagni         vagni        hadagni  çagni         habirigni

Benden      Senden     Ondan    Bizden      Onlardan

Zala           vala          habirla    çala           habirla

Benim        Senin       Onun      Bizim        Onların

Zi                vi             hada        çi             habirin

Benimle    Seninle     Onunla    Bizimle     Onlarla

Zaxni         vaxni        hadaxni  çaxni         habirixni

Bölge

Rayun

Şehir

şeher

İl

şeher

Köy

xür

Geçmiş Zaman, Past Tense

Almak               aldı               almadı

Qaçun             qaçun              qaçunaçh

Aramak             aradı             aramadı

Çağurn                        cağurn             cağurnaçh

Bitmek              bitti               bitmedi

Kütahkhun      Kütahkhan    Kütahkhanaç

İçmek                içti                içmedi

Quan               quan                quanaçh

Başlamak          başladı          başlamadı

Gatuny                       gatuny             gatunaçh

Çalışmak           çalıştı            çalışmadı

k’valaxavun    k’valaxavun  k’valaxavunaç

Gelmek              geldi             gelmedi

At’un              at’an                at’anaç

Görmek             gördü            görmedi

Ak’un             Ak’unv           Ak’unaç

Gülmek             güldü             gülmedi

Küren              küren               kürenaç

Kızmak             kızdı               kızmadı

Kelat’an          Kelat’an          Kelat’anaç

Okumak            okudu             okumadı

K’eln               K’eln               K’elnaç

Vermek             verdi               vermedi

Gan                 gan                  ganaç

Yapmak            yaptı                yapmadı

Avun              avun                avunaç

Anlamak

ghavurda aq’un

Acıkmak

gişinkhun

Korkmak

Kiçekhun

Seyretmek

kiligun

Sormak

cuzun

Okumak

K’elun

Beğenmek

bigelmişkhun

Geçen hafta ödevimi yapmayı unuttum.

Alata hafte dars avun rik’ela aludn (alatnva)

Arabayı almayı unuttum.

Araba (maşin) qaçuz rik’ela alatn

Sana söylemeyi unuttum.

Vaz luhuz rik’ela alatn

Affedersin, seni aramayı unuttum.

Kusurdiz kiligmir vu aramişun rik’ela alatn

Filmi izlemeyi unuttum.

Filimdiz kiligiz rik’ela alatn

Kediyi beslemeyi unuttum.

K’eçiz kiligiz rik’ela alatn

Sormayı unuttum,

Cuzaz rik’ela alatn

Kapıyı kapamayı unuttum.

Rikin akulun rik’ela alatn

Okula gittin mi?

Mektebdiz fena

Michelle ders çalıştı mı?

….. dars avuna

Fatima televizyon seyretti mi?

….televizyondiz (qalurgandiz) kiligna

Kamil gazete okudu mu?

…. Gazeta k’elna

Mahamed Ankara’ya gitti mi?

……ankaradiz fena

Hatica derse geldi mi?

….darsuniz atana

Hocayı ne zaman gördün?

Xaca mus agkun

Ödevini ne zaman bitirdin?

Dars mus kütahn

Yemeği ne zaman yediniz?

Fu mus tün

Arkadaşınız ne zaman gitti?

Xanaxa mus kifen

Ecehan’ı ne zaman gördün?

….mus akun

Biz Türkçe’ye ne zaman başladık?

Çu türkçadiz mus qatun

Derbent’e ne zaman geldiniz?

…. Diz mus atan

Onlar ne zaman trene bindiler?

Habur trendiz mus akqaxn

İstanbul’a ne zaman gittin?

İstanbukdiz mus fen

Sen hiç tavla oynadın mı?

Vu hiç tavla kuğana

Sen hiç kahve içtin mi?

Na hiç kahve kuana

Siz hiç resim yaptınız mı?

Na hiç resim avuna

Ayşat bugün hasta değildi

….. k’e niçaa duşir

Bugün hava güzeldi.

K’e hava iyyerdir

Sırada kitap vardı.

Masadal kitab ala

Televizyonda film yoktu.

Televizyonda film avaçir

Bizim dersimiz vardı.

Çi dars avaza

Arkadaşımın boş zamanı vardı.

Xanaxadin boş vaxit avaza

Dün hava nasıldı?

Nakh hava hikadir

Maç ne zamandı?

Maç musdir

Dün gelen kimdi?

Nakh atadi vucdir

Dersin saat kaçtaydı?

Vidars şumudad’ir

Dün akşam yemekte ne vardı?

Naniz sofradal vuçar ava

Yemek nasıldı?

T’ünar hikadir

Sınav nasıldı?

imtihan hikadir

Sezgi hasta mıydı?

….niçadirni

Film komik miydi?

Film hoşdirni

Yemek lezzetli miydi?

Tün şirindirni

Hava yağmurlu muydu?

Marf kuazani

Mehmet sizin öğretmeniniz miydi?

Mahamed kü haca duşirni

Ağaç evin önünde miydi?

D’ar kuelin vilikh kuaçirni

Muharrem dün evde miydi?

Maharam nakh kuele avaçirni

Seyyit dün akşam üzgün müydü?

Seyid nak naniz başman duşirni

Market açık mıydı?

Düken akadirni

Dün ders var mıydı?

Nakh dars vazani

Dün evde kimse var mıydı?

Nakh kuele kash avazani

Geçen hafta sınav yok muydu?

Alata hafta imtihan avaçirni

Dün çok işin var mıydı?

Nakh gızzaf kualax avani

Bir şikayetin yok muydu?

Sa şikayat avaçirni

EMİR KİPİ

Sen konuşma söyleme dinleme yapma

Vu raxamir                 luhumir              yabgumir              eyimir

Siz  konuşmayın(ız)    söylemeyin(iz)   dinlemeyin(iz)    yapmayın(ız)

Vu raxamir                 luhumir              yabgumir              eyimir

Aldırma!

akalmir

Üzülme!

yazux atun

Yapma!

avun

Saçmalama!

kakadarun

Sorma!

cuzun

Çok uzatma!

yarğivun

Dalga geçme!

Ğalatar avun

Canımı sıkma!

Can akudmir

Ukalalık etme!

Kimival eyimir

Üstünde durma!

Vinel akuazmir

Deli olma!

Dili jemir

Çok konuşma!

Gızzaf raxamir

Beni kızdırmayın!

Zakh kıel kutamir

Allah razı olsun

Allah razi khuy

Allah Kahretsin

Allahdi kahir avura

Allah Göstermesin

Allahdi kularduraa

Allah Korusun

Allahdi korumişra

Allah Esirgesin

Allahdi rahimra

Allah rahatlık versin

Allahdi rahatval gura

Allah mesut etsin

Allahdi kü şadara

Allah şifasını versin

Allahdi kısanvalgura

GELECEK ZAMAN

Gideceğim

Zu fid

Gideceksin

Vu fid

Gidecek

Ham Fid

Gideceğiz

Çu fid

Gideceksiniz

Çu fid

Gidecekler

habur fid

Gitmeyeceğim

Zu fidaçh

Gitmeyeceksin

Vu fimir

Gitmeyecek

fidaçh

Gitmeyeceğiz

Çu fidavalduş

Gitmeyeceksiniz

Kü fimir

Gitmeyecekler

Habur fidavalduş

Yarın nereye gideceksiniz?

paka kü hiniz fiz

Öbür gün nerde olacaksınız?

Müküguz kü hina jed

Bu akşam kaçta yemek yiyeceksin?

Kıe naniz şumuda fu ned

Sabah kaçta kalkacaklar?

Pakamax şumuda karad

Salı kiminle konuşacak?

Salıguz nixgalaz raxad

Kim gelecek?

Vuc gueda

Ne zaman geleceksin?

Mus gueda

Nasıl giyineceksin?

Vuçar alukd

Daha oturacak mıyız?

Hala acukzan

Kimlere gideceğiz?

Nizgalaz fidavaly

Bugun ne okuyacağız?

G’e vuç kı’eld

Onlar ne yiyecekler, peki?

Habiri vuç nedavaly

Sen nasıl olacaksın?

Vu hk’ jedavaly

Gelecek ay makinayı alacak mıyız?

At’aa vac’ra makine qaçuda ni?

Kavga mı edeceğiz, şimdi?

Gila kikidani?

Bu aksam kitap okuyacak mısın bana?

G’enaniz zaz kitab kgelda?

Tekrar hikaye anlatacak mısınız?

Gena maxar aqadan


Bazı Kelimeler

Adam

itim

Ağaç

tar

Ahçı-Aşçı

Aşçı

Amma, fakat

ama

Aptal

kimidi

Araba

araba

Arkadaş

xanaxa

At

balkan

Ateş

Ts’a

Ayak

kuaçh

Bahçe

sal

Bu

ima

Bugün

kge

Bunlar

ibur

Çalışkan

Gızzaf k’valax eyidadi

Çalışma

k’valax avun

Çiçek

S’üg

Çocuk

Ayal

Defter

daftar

Değil

tuş

Deli

kimidi

Deniz

hül

Ders

dars

Dikkat

dikkat

Dil

mez

Doğru

Duğru

Doktor

Duxtor

Dost

Xanaxa, dust

Duvar

S’al

Dün
naq

Ekmek

fu

El

ğil

Elma

Eşek

lam

Ev

kual

Evet

Uun, eh.

Gazeteci

Jurnalist

Gül

Kizilgün, gül.

Gün

Yuğ

Güneş

rağ

Hava

C’av (havaa)

Hayat

Ümür

Hayır

Haxir (va)

Hayvan

heyvan

Hemşire

Wax,bax

Heyecanlı

Diri,cihil

İnsan

İnsan

İşçi

k’valaxikas

Kadın

dişehli

Kağıt

çar

Kahve

Qahva

Kalem

qalam

Kalp

riq

Kapı

riqin

Kardeş

Sıtxa,wax

Kedi

katz

Kısaca

gürüxiz

Kim

vucy

Kitap

kitab

Köprü

müğ

Kulak

Yab

Kuş

nükh

Kütüphane

kitabhane

Masa

masa

Meyva

Yamişar, mive.

Mide

Rufun

Baş

qil

Mühendis

Mühendis, enjiner.

Nasıl

hika

Ne

vuç

Ne renk

hirangy

Nerede

hinav

O

hama

Onlar

habur

Ortak

urtax

Oyun

quğunar

Öğrenci

talebe

Öğretmen

xaca

Pencere

dakqar

Peynir

nisi

Resim

Suret, şikil

Saat

Saat

Sağlıklı

Kısany, sağ

Sakin

Selimy, sakiny

Sandalye

iskembil

Sayfa

çar

Sınıf

Sınıf, klas.

Sinirli

Diribaz,sinirli

Sokak

Küçe

Sözcük

Gaf

Su

Yad

Süt

Nek

Şehir

Şeher

Şu

İma

Şunlar

ibur

Tahta

taxta

Tembel

Qahul,tembel

Toprak

çil

Türkçe

türkchal

Ülke

memlekat

Üzüm

S’ipis’ar

Yanlış

yanlış

Yaprak

peş

Yarın

paka

Yemek

Gafun, Fu, tünar, fu.

Genel içinde yayınlandı | 2 Yorum

Dağıstanlı Firmalar


EMO MÜZİK

Müzik Aletleri & Elektronik

www.emomuzik.com e-mail: info@emomuzik.com

TEL: 0.266 244 81 21 – Atatürk Mah. Bandırma Cad. No:97/A  BALIKESİR

———-

ERDİL OTOMOTİV SAN. Ve TİC. LTD. ŞTİ.

Tel: 0.266 246 36 40 Fax: 245 78 97 MERKEZ: Yeni San. Sitesi Cumhuriyet Cad. 4. Sokak No:1 BALIKESİR

www.erdilaku.com.tr e-mail: info@erdilaku.com.tr

———-

AFACAN BAKLAVA SALONU * HALİL AFACAN

TEL: 0.266 249 19 37 Karesi Mah. Turan Cad. BALIKESİR

———-

LEZGİ TİCARET  *  SELAHATTİN & SALİH ATMACA

TEL: 0.266 293 56 82 Ali Hikmet Paşa Mah. Ekin Sok. No:20 ( Eski Zahire Pazarı Üstü ) BALIKESİR

———-

AYGÜL TİCARET  * SİNAN AYGÜL

Tel-Fax: 0.266 293 79 14 Ege Mah. Demirciler Cad. No:15 BALIKESİR

———-

ÇAYLAN HARFİYAT  SAN.VE TİC.LTD.ŞTİ.

TEL: 0.266 227 70 05 Akıncılar Mah. Kepsut Cad. No:55 ( Karesi Petrol Arkası ) BALIKESİR

———-

ATABİR HARİTA & EMLAK ( Mesut BİROL & Ayhan ATAHAN )

Tel-Fax: 0.266 243 17 17 E.Kuyumcular Mah. 1. Çetinkaya Sok. Ay Apt. No:8/13 BALIKESİR

———-

AKBAŞ LASTİK  * HASAN& OSMAN AKBAŞ

TEL: 0.266 245 56 51 Akıncılar Mah. Yağhane Sok. No:8 ( Eski Garaj Karşısı ) BALIKESİR

———-

DOĞAN TARIM MAKİNLERİ SAN.TİC.LTD.ŞTİ.

TEL: 0.266 243 10 75 FAKS: 0.26 243 11 70 Ağır San. Bölgesi Kepsut Cad.  184. Sok. No:3 BALIKESİR

———-

ERGEN MAKİNA SANAYİİ  * OSMAN UFUK & HÜDAİ DOĞAN

Tel-Fax: 0.266 246 19 63 Tel-Fax: 0.266 246 19 63 Yeni San. Sit. Cumhuriyet Cad. No:272 BALIKESİR

———-

HANEYLER MAKİNA SANAYİİ * BURHAN HANEY

TEL: 0.266 246 04 11 FAX: 0.266 246 56 39 Yeni San. Sit. Cumhuriyet Cad. 40.Sokak No:25 BALIKESİR

www.haneylermakina.com e-mail: haneylermak@mynet.com

———-

NERGİZLİ DEMİR DOĞRAMA * AHMET ÇELİK & MEHMET ALİ ŞEN

TEL: 0.266 246 30 22 FAX: 0.266 246 28 81 Yeni San. Sit. 12 Ekim Cad. 30. Sok. No:1/3 BALIKESİR

———-

AFACAN MAKİNE METAL SAN.VE TİC.LTD.ŞTİ.

TEL: 0.266 281 11 30 FAX: 0.266 281 11 33 Organize San. Bölgesi No:187/14 BALIKESİR

www.afacan.com.tr e-mail: info@afacan.com.tr

———-

GÖÇMEZ İNŞAAT * ENGİN GÖÇMEZ

TEL: 0.533 777 08 BALIKESİR

———-

YAVUZ  ELEKTRİK & AYDINLATMA * YAVUZ BAŞOL

Tel-Fax: 0.266 245 40 20 Oruç gazi Mah. Altay Cad. No:75 BALIKESİR

———-

ÜÇLER DEMİR SANAYİİ SAN. Ve TİC. LTD. ŞTİ.

A.Sanayi Bölg. Kepsut Cad. No:29 TEL: 0.266 243 36 27

———-

ÖZEN DÖKÜM SANAYİİ ve TİCARET A.Ş.

O.S.B 3. Cadde No:6 P.K. 45 BALIKESİR  TEL: 0.266 281 10 13(Pbx) FAX: 0.266 281 10 17

www.ozendokum.com e-mail: info@ozendokum.com

———-

HANEYLER TİCARET * NİZAMETTİN HANEY

Ege Mah. Demirciler Cad. No:18 REL: 0.266 244 58 36

———-

FER-ÇELİK BİSİKLET – MOTORSİKLET ve YEDEK PARÇA İMALATI

TEL: 0.266 281 10 31 FAX: 0.266 281 10 32 Organize Sanayi Bölgesi Savaştepe Yolu 7.Km. 187 Ada No:12 BALIKESİR e-mail fercelikbis@hotmail.com

———-

ÇELMAK TARIM MAKİNALARI TİC. SAN. LTD. ŞTİ.

Yeni San. Sit. 48. Sok. No:8 BALIKESİR TEL: 0.266 20 00 FAX: 0.266 246 28 02 www.celmak.com

e-mail: info@celmak.com

———-

SAVRAN ÇİÇEKÇİLİK * MEHMET SAVRAN

TEL: 0.266 239 38 98 Yıldırım Mah. Topak Sok. No:12/F Milli Kuvvetler Cad. Ordu Evi Arkası BALIKESİR

———-

ŞENA MOBİYA * ALİ AŞIR

TEL: 0.266 246 10 86 Yeni San. Cumhuriyet Cad. 14.Sok. No:9/11 BALIKESİR

———-

DAĞISTANLI MATLI YEM BAYİİ

TEL: 0.266 266 10 07 Ortaca ( Kirne ) Köyü BALIKESİR

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Kimiz Chu Vucya


Lezgi grup web sayfasina hoş geldiniz.Bu lezgilerin birbirleriyle irtibatını sağlamak ve kültürlerini geliştirmek için açılmış bir sitedir.

İ kual lezgirin patala akavunva sa shayt ya çu sad sadax galaz tü’küra luzhuz akanyva sa kual ya…

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Lezgi Grup ( Google Groups )


Öncelikle Herkese Merhaba.

Lezgi Grubumuz Google Groups’da İşlevini Sürdürmektedir. Duyuruları, Lezgice Müzikleri ve Bütün Bilgileri Grup Sitemizden Alabilirsiniz.

http://groups.google.com.tr/group/lezgi?hl=tr

Kategoriler, Toplum içinde yayınlandı | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Radyo – Lêzqî FM


Arkadaşlar Radyomuz Açılmıştır… Dj KaFKa$
Ama Bi Eklenti Lazımdır. Radyonun Açılması İçin Onun Linkini Veriyorum Aşağıdan İndirebilirsiniz.
İndirdikten Sonra İse İnen Kurulum Dosyasını Bilgisayarınıza Kurun Gerisi Zaten Kendisi Gelir…

http://80.237.209.20/objects/FlatProducerSetup501.exe

Lêzqî FM

<IFRAME height=480 width=640 src=”http://www.flatcast.com/de/Player.aspx?sid=823456“>
</IFRAME>

Radyo - Lêzgî FM, Toplum içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Lezgi Dünyasına Hoşgeldin !


LezgiGrup’a Hoşgeldiniz ..!   Grubumuzun WordPress’e Ait Web Sitesi 02/04/2009 Tarihinde Açılmıştır.

 

Powered ßy Lezgimurat

Kategorisiz, Toplum içinde yayınlandı | 3 Yorum